Öğrencilerim İçin Sınav Soruları ve Duyurular




aliseyyar@sosyalsiyaset.net

 

 

En Son Güncel Haber ve Duyurular

Sayfa 1 - 2

 

 

28/09/2009

 

 

Ali Seyyar Özürlüler Yüksek Kurulu’ndan İstifa Etti

2003 yılından beri Özürlüler Yüksek Kurulu üyesi olan Prof. Dr. Ali Seyyar, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı istifa dilekçesiyle Kurul üyeliğinden ayrıldı. Devlet Denetleme Kurulu (DDK)’nun son özürlüler raporunda da belirttiği gibi, Özürlüler Yüksek Kurulu, kuruluşundan beri aslî fonksiyonunu yerine getirmemektedir. Bu ve başka sebeplerden dolayı istifasını gerekli gören Ali Seyyar, özellikle DDK’nın önemli bulduğu manevî bakım çalışmalarına hükümet organlarınca yeterince destek göremediğini de mektubunda ifade etmektedir. İstifa mektubunun içeriğini sitemizde aynen yayınlıyoruz:

 

Sayın Recep Tayyip Erdoğan

T.C. Başbakanı

Devlet Denetleme Kurulu (DDK)’nun 27 Ağustos 2009 tarihli ''T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı Faaliyetlerinin Denetimi” ekseninde hazırladığı rapora hem destek, hem de bununla ilgili bazı ilave şahsî bilgiler vermek suretiyle, 30.10.2003 tarihinden beri özürlülerle ilgili konularda temayüz etmiş bir üniversite öğretim üyesi sıfatıyla sizlerin oluru ile üyesi olduğum Özürlüler Yüksek Kurulu’ndan aşağıda sıraladığım gerekçelerden dolayı istifa etme gereği duyuyorum:

1.) Henüz tasarı halinde iken Özürlüler Kanunu’na sosyal politika boyutu kazandırabilmek maksadıyla Özürlüler İdaresi Başkanlığı (ÖZİDA)’nın Başkan Vekili Dr. Mehmet Aysoy’un talebi üzerine 30.10.2003 tarihinde hem Özürlüler Yüksek Kurulu üyeliğine, hem de ÖZİDA Kurum Danışmanlığına getirildim. Danışmanlığım döneminde 2005 tarihinde kabul edilen Özürlüler Kanunu’nda özellikle bakıma muhtaç özürlüler için bakım ödeneği de içeren sosyal bakım güvence modelinin ilk adımını atabildik. Uzmanlık alanım olan sosyal bakım güvence modelinin içeriğini zenginleştirmek ve daha geniş kitlelere ulaştırabilmek için, 19-23 Kasım 2007 tarihleri için planlanmış olan III. Özürlüler Şurası’nın ana konusunu “Bakım” olarak belirledik. Bu süreçte Başkan Vekili Dr. Mehmet Aysoy görevinden alındı. Bakım Şurasının etkin ve verimli olabilmesi için ÖZİDA’ya önerdiğim bakım alanında ehil bilim adamlarının hiçbirisinin Şura’ya davet edilmemiş olduğunu, bunun yerine konuya vakıf olmayan çok sayıda kişinin Şura’ya iştirak ettiğini müşahede ettim. Bu alana yıllarını vermiş bilim adamı kimliğime gösterilmiş olan bu saygısızlık aynı zamanda Şura’nın ciddî ve başarılı bir şekilde çalışmasını da engelleyen bir durum olmuştur.

2.) Bakım Şurasına katılanların önemli bir kesiminin bakım(a muhtaçlık) konusunun mahiyetini tam olarak idrak edemedikleri bizzat hazırladıkları raporlardan da kolaylıkla anlaşılmaktadır. Örneğin “Bakım Hizmet Türleri Komisyon Raporu”nda değil işgücüne sahip olmak, başkalarının fizikî (maddî-manevî) desteği olmaksızın hayatta kalabilmeleri dahî imkânsız olan bakıma muhtaç özürlülere dönük olarak “İşyerinde Bakım” başlığı altında çalışabilir durumda olan özürlüler için konuyla tamamen ilgisiz bazı tuhaf önerilerde bulunulmuştur. Genel Kurul Görüşmelerinde bu gibi hataların bertaraf edilmesi gerektiğini söylediğim halde ÖZİDA tarafınca basılan “Komisyon Raporları ve Genel Kurul Görüşmeleri” kitabında da bu hatalar aynen yer almaktadır. (Bkz. T.C. Başbakanlık; Özürlüler İdaresi Başkanlığı; III. Özürlüler Şurası; Bakım Hizmetleri; Komisyon Raporları ve Genel Kurul Görüşmeleri; Yayın No 45; 2007; s. 51).

3.) Üyesi olmadığım halde Şura’nın “Bakım Hizmet Türleri Komisyonu”na katılıp bakım hizmet türleri kapsamında tıbbî ve sosyal bakımla birlikte bütüncül bakım konsepti çerçevesinde bütün gelişmiş ülkelerde uygulanan MANEVÎ BAKIM yaklaşımlarının önemine dair bir konuşma yaptığım halde özellikle pozitivist bilim adamlarının ideolojik tepkisi ve müdahalesi ile kurul üyelerinin ekseriyeti bir bakım türü olan Manevî Bakım’ın rapora eklenmesine destek vermemiştir. DDK’nın 2009 tarihli raporunda manevî bakımın bir model olarak uygulanabilmesi konusunda çalışmaların yapılması yönündeki önerisi, Manevî Bakım’ın gerekliliğine dair sadece bizi haklı çıkarmamakta, aynı zamanda Şura hazırlıklarının ve çalışmalarının liyakat ve ehliyetten uzak olarak yapılması sonucunda ortaya çıkan zaman kaybını ve bakım hizmet türleri açısından dünya ülkeleri arasındaki geri kalmışlığımızı da ortaya sermektedir.

4.) Şura’da başkanlığını üstlenmiş olduğum Bakım Güvence Sistemleri Finansmanı Komisyonu’nun, Şura sonrası için, Türk sosyal güvenlik sisteminde Bakım Sigortasının oluşturulmasına yönelik olarak önerdiğimiz eylem plânlarına ait adımların şimdiye kadar hiçbirisi atılmamıştır. 2 yıl geçmesine rağmen Şura kararlarının hayata geçirilmemesi, hem Şura yapma amacına, hem de sürekli olarak geliştirilmesi gereken özürlüler politikalarının dinamik yapısına aykırıdır. Bu durum, DDK tarafından da teyit edilmektedir.

5.) ÖZİDA’nın 2005 tarihinde bir talebi üzerine millî ve manevî değerlerimize uygun bir biçimde hazırlamış olduğum “zihinsel özürlülerin cinsel eğitimi” ile ilgili bir çalışmamı, bir kitabıma aktardıktan sonra içeriği, Radikal ve Milliyet Gazeteleri tarafından 26.02.2008 tarihinde çarpıtılmıştır. Bu gelişmelerden haberdar olan ÖZİDA, kurumsal sorumluluk üstlenemediği için, çıkan yalan haberleri kendi imkânlarımla tekzip ettim (Bkz. Ek 1: DEVLETTEN 'MİLLİ SEKS' TAVSİYELERİ) (Not: Sitemizde bununla ilgili haber mevcuttur)

6.) III. Özürlüler Şurasından beri Bakım Türleri arasında kabul görmesi için mücadele ettiğim Manevî Bakım ile ilgili açılımlarımı baltalamak niyetiyle Cumhuriyet Gazetesi’nin; 08.08.2008 tarihinde “Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım” kitabımı Özürlüler Yüksek Kurulu üyeliğimi de zikrederek hem şahsımı, hem de hükümeti yıpratmaya yönelik yalan haber üretmesi karşısında ÖZİDA yine sessiz kalarak, hem Manevî Bakım açılımına destek verememiş, hem de beni mücadelemde yalnız bırakmıştır. Bu habere yine kendi imkânlarımla bir yerel gazete aracılığı ile cevap verdim. (EK 2: BAŞBAKANLIK ÖZÜRLÜLER YÜKSEK KURULU ÜYESİNDEN CİN TARİFLİ KİTAP TÜYLER ÜRPERTİYOR: ‘KREŞLERDE DİNÎ İÇERİKLİ MANEVÎ BAKIM YAPILSIN’).(Not: Sitemizde bununla ilgili haber mevcuttur)

7.) Hakkımda çıkan bu olumsuz haberlerden sonra ÖZİDA’daki kurum danışmanlığım resmî veya özel bir gerekçe ve(ya) açıklama yapılmaksızın uzatılmamıştır.

8.) Özürlüler Yüksek Kurulu’nun görevleri arasında “Başkanlıkça hazırlanan, hazırlatılan ve incelenen projelerin öncelik sırasını tesbit etmek ve uygulanacak projeleri karara bağlamak” denildiği halde katıldığım hiçbir kurulda bu anlamda bir proje masaya yatırılmadığı, Manevî Bakım ve Bakım Sigortası ile ilgili görüş ve önerilerimiz de dikkate alınmadığı için, kurul üyesi olarak etkin bir varlık gösteremediğime inanmaktayım. Ayrıca yukarıda izah ettiğim sebeplerden doğan kırgınlığımdan dolayı Özürlüler Yüksek Kurulu’nun son üç toplantısına da katılmadım.

9.) Dezavantajlı sosyal kesimler alanında Cumhuriyet tarihinin en önemli kazanımı olan Özürlüler Kanunu’nun çıkmasından sonra sosyal güvenlik sistemimize Bakım Sigortası’nın ihdasına ve sosyal hizmetler alanında manevî bakım uygulamalarına yönelik olarak sürdürdüğüm çalışmalara devam edecek uygun dinamik iklimin giderek kaybolmasının derin hayal kırıklığı içersindeyim. Bu şartlar altında kurul üyeliğimin devam etmesinin artık bir anlamı olmadığını düşünüyorum.

Saygılarımla

Prof. Dr. Ali Seyyar

28.09.2009

EK 1 ve 2:

Hakkımda çıkan gazete haberleri ve tekzipler (6 sayfa)

DAĞITIM:

-          Devlet Bakanı Sayın Selma Aliye Kavaf

-          ÖZİDA Başkanı Sayın Abdullah Güven

-          Devlet Denetleme Kurulu

 

İSTİFA HABERİNE YAPILAN YORUMLAR

 Ali bey iyi çalışmalar
Özürlüler idaresinde görevli olmadığım için bu konuda bilgim olmadığını belirtmek isterim.
Devlet Hastanesindeyim.
Özürlülerle 16 yıldır çalışan bir uzman olarak ülkemizde bu alanda daha çok yapılması gerekenler bulunduğuna ve kurumlar arası eşgüdümün hala eksikliklerini yaşamakta ve görmekteyim. Alandaki değerli çalışmalarınızı takip etmekten dolayı size teşekkür ederim. Profesyonelliğe gereken değer verilmediği sürece de yapılan çalışmalar etkisiz kalmakta ve günü kurtarmaya yönelik olmaktadır.
Biz profesyoneller uzmanlık alanlarımızda bildiklerimizi yılmadan ve yıkılmadan devam ettirmeliyiz diye düşünüyorum. Bazen bir insan ömrü kadar zaman da gidebiliyor.
Çalışmalarınızdaki ilk günkü heyecanınızı dilerim.
Saygılarımla dostlukla kalınız.

AYFER AKŞİT
SOSYAL HİZMET UZMANI
Hasta Hakları Birim Sorumlusu
http://balkovani.blogcu.com/

 

 

Sayın Hocam;
Öncelikle engelliler açısından oldukça üzücü bir haber...
Çünkü son dönemde engelliler adına yaşanan olumlu gelişmelere sekte vurabilecek bir durum. Özida, benim de şahit olduğum kadarıyla bu işi devlet memuru anlayışı ile yürütme çabasında. Yani olması gereken prosedürleri yerine getireyim, gerisine karışmayım anlayışında. İnsiyatif kullanacak kadar cesur bir yönetime sahip değil. İstifa mektubunuzda yer alan gerekçelerde sonuna kadar haklı olduğunuzu düşünmekteyim. Bu gün size destek çıkmayan bir yönetim, düşünüyorum da engellisine nasıl sahip çıkacak? Yaptırım gücünün farkında olmayan bir kurum ileriki günlerde sorumlu olduğu engellilere ihtiyaçları doğrultusunda nasıl yardımcı olabilir? Bir engelli olarak bu konuda kaygılarım olduğunu belirtmek isterim. Manevi bakım konusu yalnızca engellilerin değil tüm insanlığın bir numaralı ihtiyacı. Bunun yalnızca Müslüman engelliler için değil, diğer dinlere mensup engelliler için de ayrım yapmaksızın gerekliliğini savunmaktayım. Hangi dine bağlı olursa olsun, o içindeki maneviyatı ortaya çıkaracak, daha huzurlu bir yaşam sürmesine olanak sağlayacak olan manevi bakım konusu, özellikle günümüzde göz ardı edilmemesi gereken bir olgudur. Giderek yozlaşan insan ilişkileri, mekanik bir zihniyete bağlı yaşam güdüsü ve gelecek kaygısı, insanları maneviyattan giderek uzaklaştırmaktadır. Bu konuda da en iyi çözümü yine devlet bulmalıdır. Çünkü oldukça nazik olan bu konu başka ellere bırakılırsa esas o zaman korkulacak manzaralar ortaya çıkacaktır. Tek elden ve uzman kişilerle yapılacak çalışmalar sonucunda yeme içme, giyinme, barınma gibi elzem konular kadar mühim olan manevi bakım hizmeti, engelli ve sağlıklı bireyleri bir birine kaynaştıracak ve ortaya daha bilinçli ve huzurlu bir toplum çıkmasına olanak sağlayacaktır. Sonuç olarak umut ediyorum ki; Sayın Başbakan durumun ehemmiyetinin farkına varır da istifa mektubunuzu red eder. Çünkü sizin gibi değerli, konusunda uzmanlaşmış akademisyenleri küstürmek ve geri plana itmek bu ülke insanına ve hizmet bekleyen milyonlarca engellisine yapılacak en büyük ayıplardan biri olacaktır. Her ne konumda olursanız olun, engellilerin yanında olacağınızdan ve onlar için çalışacağınızdan emin olarak saygılarımı sunuyorum.

Ayhan YARICI

 

 

Çok Kıymetli Değerli Hocamız;

Öncelikle Sizi Canı Gönülden Tüm Kalbimizle Kutlarız. Bu Zamanda Böyle Önemli Stratejik Bir Konumdan İstifa Etmek Her Babayiğidin Harcı Değildir. Malumunuzdur Her Kurum Her İş İçin Söylüyorum İnsanlar Buralara Gelebilmek İçin Ne Film Fırıldaklar Çeviriyorlar. Gönül İsterdi ki Sizin Gibi Bu Konumlarda Olup Sizin Gibi Düşünen Yüzlerce Binlerce Ağabeylerimizin Olmasını Temenni Ederdik. Çünkü Bu Şartlarda Makam Sahibi Olmak Onursuz İnsanlar İçin Bulunmaz Bir Nimet. Bu Uğurda Her Şeylerini Feda Ederek Oralara Nasıl Geldikleri Umurlarında Bile Değil. Ama Unuttukları Bir Şey Var. Vicdan Muhasebesi İnsanoğlunun Kaçamayacağı Tek Nadide Şey. Allah Onları da Islah Etsin Diyelim. Sizin Gibi Onurlu Tüm Ağabeylerimize Saygılarımızı Sunar Allahın Rahmeti Sizlerin Ve Ailenizin Üstünde Olmasını Temenni Eder, Ele Ayağa Düşmeyen Uzun Bir Ömür Dileriz ..Allah Sizleri Başımızdan Eksik Etmesin.

 

UMUT AYDIN
http://engelli-21.blogspot.com/

 

İstifa Haberi İle İlgili Olarak Milli Gazete'de Yayınlanan Bir Köşe Yazısı:

Veli, İbrahim; “Hükümetin engellilik testi”; Milli Gazete; 05.10.2009.

 

 

 

 

 

24 EYLÜL 2009

 

Zeynep Dilara Seyyar Bir Yaşında

Prof. Dr. Ali Seyyar’ın kızı Zeynep Dilara 24 Eylül’de tam bir yaşına ulaştı. Aynı hafta içinde Zeynep Dilara’nın da doğum yaptığı Adatıp Hastanesi, bütün tüp bebekleri ve ebeveynlerini doğum günü partisine davet etti. Davete katılan Seyyar ailesine basın büyük bir ilgi gösterdi. Ali Seyyar, tüp bebek sayesinde çocuk sahibi olamayan ailelerin fazla üzüntü duymamaları için sosyal ve manevî yönden desteklenmeleri gerektiğini söyledi.  Bu vesile ile Seyyar ailesi ile ilgili çıkan haberlerden bir kesiti, sitemize aktarıyoruz:

48 Yaşında Evlat Sevgisi Tattı

Serdivan ilçesinde tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelmiş çocuklar ve aileleri, 4. Geleneksel Doğum Günü Partisi'nde bir araya geldi. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ali Seyyar da 48 yaşında baba olmanın mutluluğunu yaşıyor.

Sakarya Özel Ada Tıp Hastanesi'nin Sultan Sarayı Tesisleri'nde düzenlediği doğum günü partisine katılan tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelmiş çocuklar ve aileleri için yemek verildi, pasta kesildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ayşe Aytoz, gazetecilere yaptığı açıklamada, 2005 yılında faaliyete geçen tüp bebek merkezinde 300 bebeğin dünyaya geldiğini söyledi. 4 yıldan beri tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelmiş çocuklar ve aileleri için doğum günü partisi düzenlediklerini kaydeden Aytoz, ''Ailelerimiz burada oldukları için çok mutlu. Yıllar geçiyor ve bebeklerimiz büyüyor. 2005 yılında başladık. Keşke daha çok başvuru ve daha çok bebeğimiz olsa. Zaman zaman çiftler çekingenlik yaşıyorlar, ama sorunlarını bizimle paylaşıyorlar. Bu yöntemle dünyaya gelen çocukların yüzde 20'si ikiz. Üçüz oranımız ise çok daha az. Bayanların 40 yaşına kadar çocuk sahibi olmalarını arzu ediyoruz. 40 yaşından sonra çocuk sahibi olma oranı çok düşüyor. 40 yaşın üstünde çok başvuru alıyoruz ama başarı şansının yüzde 10'un altına düştüğünü çiftlere anlatıyoruz.'' diye konuştu.

48 yaşında tüp bebek yöntemiyle kız çocuk sahibi olan SAÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar ise 12 yıllık evliliğin ardından baba olmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi. Tüp bebek yöntemindeki ilk denemede başarıya ulaştıklarını kaydetti. Seyyar, uzun soluklu bir maratonun sonunda baba olduğunu belirterek şöyle konuştu: ''Sabır gerektiren bir işlemden sonra çok mutlu olduk. Olabilmeme ihtimaline karşı da hazırlıklıydık. Bu, çok önemli. Çünkü tüp bebek yöntemi sonuç vermeyince bazı çiftler büyük üzüntü yaşıyor. Çocuksuz da dünya güzel, ama çocuk olunca bu ilahi bir lütuf. Kızım Zeynep Dilara bugün tam bir yaşına bastı, bugün doğum gününü kutluyoruz. Bu etkinlikte diğer ailelerle birlikte çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.''

Bazen ilginç benzetmelerle karşılaştığını ifade eden Seyyar, ''Geçen gün parka gittim. Orada karşılaştığım biri bana kızım için kaçıncı torunum olduğunu sordu. Ben de (ilk, yalnız torun değil) dedim. O da güldü ve benden özür diledi. Böyle durumlarla karşılaşabiliyorum. Bunlar beni hiçbir şekilde etkilemiyor. Bence baba olmanın yaşı yoktur.'' ifadesini kullandı.

(Cihan Haber Ajansı)

 

Tüp Bebekler Doğum Günü Partisinde Buluştu

26.09.2009 16:07

Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde özel bir hastanenin düzenlediği 4. geleneksel tüp bebek doğum günü partisi, 300 çocuğu ve ailelerini biraraya getirdi.

Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde özel bir hastanenin düzenlediği 4. geleneksel tüp bebek doğum günü partisi, 300 çocuğu ve ailelerini biraraya getirdi. Özel Ada Tıp Hastanesi’nin düzenlediği doğum günü partisine katılan ailelerin mutlulukları gözlerinden okundu. Tüp Bebek ve Infertilite Merkezi Başkanı Op. Dr. Ayşe Aytoz, 2004 yılından bu yana 10 bin hastayı muayene ettiklerini ve 300 tüp bebeğin dünyaya geldiğini kaydetti. Her yıl doğum günü partisi düzenlediklerini dile getiren Aytoz, "Biz de emeklerimizin boşa gitmediğini görüyoruz. Eskiye göre farklı olduğunu düşünüyorum. Erkekler sorunlarını bizimle daha çok paylaşabiliyor. Dertlerini anlatabiliyorlar. Bizim vazifemiz onlara yardımcı olabilmek. Çocuk sahibi olamamak diğer hastalıklar gibi bir sorun. Çok geçmeden uzman bir doktora başvurmak lazım. Hanımların yaşı ilerliyor. Bizim başa çıkamadığımız sorunların bir tanesi ileri anne yaşı. Hanımlar ileri yaşta olunca tüp bebeğin başarı şansı çok az oluyor. Bir süre bebek sahibi olamayınca uzmanlardan bir an önce yardım almak gerekiyor" dedi.

Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olan Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar ise, "Ben 48 yaşında baba oldum. Baba olmanın yaşı yok. Şu anda 1 yaşında Zeynep Dilara adlı bir kızım var. Evlendikten 12 yıl sonra tüp bebek için başvurduk. İlk denemede başarılı olduk. Bu tüp bebek olayı sabır işidir. Tutmama ihtimaline de hazırlıklıydık. Ama ilk denemede tuttu. Çocuklu bir dönem çok güzel" diye konuştu.

Kesilen pasta ile çocukların doğum günü kutlandı.

(http://www.lpghaber.com/Tup-Bebekler-Dogum-Gunu-Partisinde-Bulustu--haberi-284252.html )

 

 

10 Ağustos 2009 // Sakarya

 

Özürlü Dostu Öğrenci Yurdunda Ali Seyyar Gönüllü Danışman

 

Müteşebbis ve işadamı Özdemir İçin, 5 ortağı ile birlikte, Türkiye'nin ilk 5 yıldızlı ve özürlü dostu erkek öğrenci yurdunu Sakarya’da hizmete açtı. Sakarya Üniversitesine çok yakın bir yere inşa edilen “Kampüs Saray” erkek öğrenci yurdu, sadece 5 yıldız kalitesindeki hizmetleriyle değil özürlü dostu mimarisiyle de dikkatleri çekiyor. Özürlü öğrencilerin özel ihtiyaçları da düşünülerek mimari yapısıyla Türkiye’de ilk özürlü dostu öğrenci yurdu özelliklerine sahip olan yurtta Özürlüler Yüksek Kurulu üyesi ve Sakarya Üniversitesi sosyal politika uzmanı Prof. Dr. Ali Seyyar gönüllü olarak danışmanlık hizmetlerinde bulunuyor. Oluşturulan danışma kurulu sayesinde öğretim üyeleri, bilim adamları, işverenler, veliler ve öğrenciler arasında samimî bir sosyal diyalog süreci başlatılacaktır. Böylece yurtta ortaklaşa tespit edilecek yıllık faaliyet planları ve gönüllü projelerle üniversite dışı akademik ve sosyal çalışmalar hız kazanacak ve öğrencilerin sosyal ve meslekî hayata adaptasyonu daha kolay sağlanacaktır.

5 yıldızlı lüks otel konseptinde yapılan ve üniversiteye sadece 200 metre uzaklıkta bulunan Kampusaray yurdu, bu alandaki ilk yatırımlardan oldu. Öğrenci yurtlarındaki kalite çıtasını yükseltecek Kampüsaray'da 300 yataklı tek kişilik, çift kişilik veya dört kişilik odalar, tüm odalarda özel banyo, tuvalet, buzdolabı, restoran ve kafeterya, tüm katlarda sıcak ve soğuk su sebilleri, bulunmaktadır. Akla gelebilecek ve gelmeyecek diğer hizmetler sırasıyla şunlardır: her hafta oda temizliği, kış dönemi her akşam yanan Şömine köşesi, yüzme havuzu ve botanik galeri kış bahçesi, spor salonu,  tüm odalarda ve sosyal tesislerde ücretsiz kablosuz internet erişimi, revir, mescit, tam otomatik çamaşır ve kurutma makineleri, etüt salonları ve kütüphane, bilgisayar ve internet odası, 24 saat kayıtta olan güvenlik kameraları, elektronik yangın alarm sistemleri, cep sinema salonu-bilardo-masa tenisi ve şark köşesi...


Foto 1:
İşadamı Özdemir İçin, özürlü dostu hizmet anlayışıyla özürlü öğrencilerin erişebilir ve ulaşılabilir sorunlarının çözümüne önemli bir katkıda bulunmuştur.

 

 
Foto 2: Kampusaray erkek yurdu müdürü İbrahim Veli ve Danışma Kurulu üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, özürlü öğrencilerin psiko-sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak yeni projeler geliştiriyorlar.

Yurt hizmetlerinden daha fazla bilgi edinmek için bkz.

www.kampusaray.com

 

 

31 Temmuz 2009 // Gebze

Ali Seyyar MÜSİAD’ın Konuğu Oldu

  

Genç İşadamlarının ve girişimcilerin bölgedeki platformu olan Gebze Genç MÜSİAD, 31.07.09 tarihinde Gebze Ticaret Odası’nda “Türkiye’de kadının yeri ve istihdam alanları” adlı seminerle kadınların ekonomideki durumu ve konumunu, uzman konuşmacıların ve Darıca Kaymakamı Osman Ateş’in katılımının eşliğinde gerçekleştirdi.

Konu gereği bölgemizin kadınlarının ve duyarlı vatandaşların katılımı ile gerçekleşen saygı duruşu, İstiklal Marşı ve açılış konuşmasıyla başlayan seminer, Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Sosyal Politika Uzmanı Prof. Dr. Ali Seyyar’ın konuşmasıyla devam etti. Seyyar konuşmasında Avrupa’da kadın istihdamının %50-60 iken ülkemizde bu oranın %20’de olduğunu ve Avrupa’daki kadın istihdamının %50-60 ortalamasında olmasına rağmen Avrupa’da emek piyasasında çalışan kadınlarının büyük bir çoğunluğunun bir şekilde psiko-sosyal baskı altında olduğunu belirtti. Avrupa’daki işyerlerinde psiko-sosyal terör olarak adlandırılan Mobbing vakıalarına karşı işletmelerde oluşturulan etik kurulları kapsamında tedbirler ve müeyyideler uygulandığını belirten Ali Seyyar, iş ahlâkının önemine vurgu yaptı. İşyerlerinde özellikle kadınlara yönelik olarak kasıtlı, bilinçli, sistemli ve sürekli olarak yapılan taciz olaylarının artmasının sebeplerinden birisinin de manevî ve ahlâkî değerlerinin erozyonuna uğramasına bağlayan Ali Seyyar, mahremiyet kültürünün iş hayatında da yaygınlaşması halinde Mobbing olaylarının önüne geçilebileceğini söyledi.

Sanayileşme ve gelişme yolunda hızla ilerleyen marka kentlerinden biri olan Gebze’nin bu konudaki hassasiyeti ve duyarlılığı bu anlamda ciddi önem taşıdığını vurgulaya Prof. Dr. Ali Seyyar, Avrupa Birliği uyum sürecine girdiğimiz bu dönemde iş ve meslek ahlâkına daha da önem verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

TOBB Kadın girişimciler kurulu başkan yardımcısı Nilgün Aydın, Prof. Dr. Ali Seyyar”ın bu konudaki ilgisini ve dikkatini destekleyerek, bölgemizdeki kadın istihdamını artırmak adına Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin Kadın Girişimciler Kurulu olarak bu konudaki çalışmalarını büyük ölçüde hızlandırdıklarını, gerek bilgilendirmek, gerekse hedef kitleye ulaşmak adına çalışmalarının devam edeceğini belirtti.

 

Program sonunda Genç MÜSİAD başkanı Dilek Aykan Akpınar, katılımcılara katılımlarından dolayı teşekkür etti. Akpınar ”Genç MÜSİAD olarak kişisel gelişim odaklı tüm projeleri gerekli ölçüde yer verilmesi için gereken her türlü imkânı kullanarak kamu yararına çalışan dernek olma unvanımızı gururla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Seminer bitiminde Genç MÜSİAD Şube sekreteri Hüseyin SAL katılımcılara günü hatırasına birer plaket verdi.

 

 

28 Temmuz 2009 // Sakarya - Karapürçek

 Karapürçek Belediyesi İle Kaymakamlığı Tarafından Yaptırılan

Karüpürçek Şehit Tuncay Özdemir Kültür Merkezi Açıldı

Değişik sosyal projelerle yerel sosyal politikaların uygulama alanına dönüştürülen Karapürçek ilçesinde halk eğitim merkezi, internet-cafe, çok maksatlı konferans salonu ve fitness center gibi değişik meşguliyet birimlerine sahip bir kültür merkezi açıldı.

Kültür merkezinin açılışına Sakarya Valisi Hüseyin Atak, Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, Karapürçek Kaymakamı Soner Karataşoğlu, Kaymakamlık gönüllü danışmanı ve Sakarya Üniversitesi öğretim üyesi sosyal siyaset uzmanı Prof. Dr. Ali Seyyar, Karapürçek Belediye Başkanı Orhan Yıldırım, İl Genel Meclisi Başkanı Fethi Sarıoğlu, İlçe Emniyet Amiri Yaşar Sipahi, Jandarma Üst Teğmeni Eray Çakır, il genel meclisi üyeleri ve muhtarlar katıldı.

Karapürçek Belediye Başkanı Orhan Yıldırım ilçeninin önemli bir eksikliğini gidermenin mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, hayırlı olmasını diledi. Sakarya Valisi Hüseyin Atak ise kültür merkezinin ilçeye hayırlı olmasını dileyerek, yapımında emeği geçenleri kutladı.


(Soldan sağa) Karapürçek Kaymakamı Soner KARATAŞOĞLU, Prof.Dr. Ali SEYYAR

İstihdam odaklı sosyal projeleriyle ilçenin işsizlik sorunlarına çözüm stratejileri ile ün yapmış olan Karapürçek Kaymakamı Soner Karataşoğlu, Kültür merkezinin özürlü dostu bir yapıya kavuşturulması için, rampa gibi ek donanımların da en yakın zamanda ilave edileceğini duyurdu.

Açılış merasiminden sonra Karapürçek Kaymakamı Soner Karataşoğlu ile aynı zamanda Yüksek Lisans tez danışman hocalarından olan Prof. Dr. Ali Seyyar, Anadolu Ajansı muhabirlerine ilçeye dönük sosyal projelerin açılımlarını ve sosyal faydalarını anlattılar.

 

 

HAZİRAN 2009

 “MANEVÎ BAKIM” içeren

“DEMANSLI YILLARA DEĞER KATAN AKTİVİTELER”

Kitabına Hizmet Ödülü

 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren İstanbul Darülaceze Müdürlüğü, Akademik Geriatri Kongresinde sunduğu geriatri (Yaşlılık Bilimi) alanındaki örnek çalışmaları ile “Geriatri Bilimi’ne ve Yaşlılığa Hizmet Ödülü”nü aldı.

Akademik Geriatri Derneği tarafından düzenlenilen European Union Geriatric Medicine Society (EUGMS, Avrupa Geriatri Derneği)’nin desteklediği Akademik Geriatri 2009 Kongresi İstanbul Darülaceze Müdürlüğü’ne “Geriatri Bilimine ve Yaşlılığa Hizmet Ödülü” verdi. Ulusal ve uluslar arası 750 akademisyenin izlediği, 126 sunumun yapıldığı kongre, 20- 24 Mayıs tarihleri arasında Antalya Cornelia Diamond Hotel’de gerçekleştirildi. Üniversitelerin geriatri alanında faaliyet gösteren akademisyenleri ile huzurevleri temsilcilerini bir araya getiren kongreye, Kayışdağı Darülaceze 5 sözlü sunum yaparken, “Demanslı Yıllara Değer Katan Aktiviteler” kitabı da Hizmet Ödülüne layık görüldü.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne Teşekkür

Akademik Geriatri Kongre Başkanı Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Geriatri Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Servet Arıoğlu, yaptığı konuşmada İstanbul Büyükşehir Belediyesi Darülaceze Müdürlüğü’nün geriatri konusundaki örnek çalışmalarının benzer sosyal kurum ve kuruluşlara örnek olmasını temenni ettiğini söyledi. Kongre Sekreteri Ege Üniversitesi İç hastalıkları Ana Bilim Başkanı Prof. Dr. Fahir Akçiçek;  Geriatri alanında çok ciddi adımlar attığı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Darülaceze Müdürlüğü’ne teşekkür etti.

Darülaceze’nin aldığı 3. Geriatri ödülü…

720 kimsesiz ve bakıma muhtaç İstanbullunun yaşamını sürdürdüğü Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğü,  geriatri alanındaki çalışmaları ile 3. ödülünü aldı. Kayışdağı Darülaceze, 2007 yılında gerçekleştirilen 6. Ulusal Geriatri Kongresinde “Yaşamı Yeniden Adımlama Projesi” ile 2.’lik, 2008 yılında 7. Ulusal Geriatri Kongresinde “Bakım Personelinin Demanslı yaşlılar ile bir günü belgeseli” ile de Özel Hizmet Ödülüne layık görülmüştü.

Demanslı Yıllara Değer Veren Aktiviteler Kitabı

Editörlüğünü Doktor Nurullah Yücel’in yaptığı, Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğü çalışanlarının yıllar süren deneyimi ve bilim adamlarının bilgi ve tecrübelerinin bir araya gelmesi ile ortaya çıkan kitap alanında yayınlanan ilk eser. Demanslı yaşlılara hizmet veren tüm kurumlara ve evinde demanslı hastaların bakımını yapmakta olan vatandaşlara rehber özelliği taşıyan kitap; Ergoterapi Aktiviteleri, Uğraş Terapisi Aktiviteleri ve Rehabilitasyon Aktiviteleri ana başlıklarından oluşuyor.

Kitabın bilimsel kurulunda ise şu isimler yer aldı:

Prof. Dr. Mehmet Ali KARAN: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Geriatri Bilim Dalı

Prof. Dr. Işın Baral KULAKSIZOĞLU: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı / Yaşlılık Psikiyatrisi

Prof. Dr. Hasan DURSUN: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı İstanbul Darülaceze Müdürlüğü / Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi

Prof. Dr. Rukiye PINAR: Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü İç hastalıkları Anabilim Dalı

Prof. Dr. Ali SEYYAR: Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi; Sosyal Siyaset Ana Bilim Dalı Başkanı; Türkiye’nin ilk “SOSYAL BAKIM” “MANEVÎ BAKIM” kitabını yazan bilim adamı.

 

 

23–24 Ocak 2009 // KIBRIS

 

KKTC’DE İLK SAĞLIK TURİZMİ ÇALIŞTAYI YAPILDI

 

Sağlık Turizmi Geliştirme Derneği’nin Oluşturduğu Heyette Prof. Dr. Ali Seyyar da Yer Aldı

 

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sağlık turizmi açısından değerlendirilmesi, durum tespiti ve bu bağlamdaki yol haritasının çizilmesi amacı ile Ekonomi ve Turizm Bakanlığı iki gün süren bir Çalıştay düzenledi. Türkiye’den Sağlık Turizmi Geliştirme Derneği adına gelen bir heyet ile KKTC’de oluşturulan heyet arasında kapalı olarak gerçekleştirilen Çalıştay, 23-24 Ocak tarihlerinde Mercure Otel’de yapıldı.

KKTC’nin ilk Sağlık Turizmi Çalıştayı, 23 Ocak Cuma günü, Mercure Otel’de, saat 09.00’da açış konuşmaları ile başladı. Çalıştay’ın ikinci gününde Sağlık Bakanı Eşref Vaiz de katıldı. Sağlık Bakanlığı işbirliğinde, KKTC’den Tabipler Birliği ile turizm ve sağlık sektörünün katıldığı Sağlık Turizmi Çalıştayı’nda bulunmak amacı ile Türkiye’den de sağlık ve turizm temsilcilerinden oluşan 14 kişilik heyet adaya gitti. Sağlık Turizmi Geliştirme Derneği adına değişik uzmanlık alanları olan Türkiye heyetinde şu isimler yer aldı:

1.)    Dr. Dursun Aydın; Sağlık Turizmi Geliştirme Derneği Başkanı. (Sağlık Turizmi ve STK)

2.)    Dr. Haluk Ozsarı; Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Danışmanı (Sigortacılık ve Finansman)

3.)    Dr. Ege Ünalcın Redstar Hava Ambulansı Manageri (Acil Yardım Hizmetleri)

4.)    Enginer Birdal; Sağlık Bakanlığı ve STGD Üyesi (Sağlık Turizmde Bürokrasi)

5.)    Metin Kımıldar; Dünya Yaşlanma Konseyi Üyesi (Fizikî Altyapı)

6.)    Dr. Kemal Aydın; Dünya Yaşlanma Konseyi Başkanı (Uluslar arası İlişkiler)

7.)    Dr. Sinan İbiş; Medikal Turizm Derneği Başkanı (İnovasyon)

8.)    Kamil Yüceoral; Emekli Turizm Bakanlığı Müsteşarı (Kamusal Koordinasyon)

9.)    Ayşe Nur Ergülşen; Türsab (Seyahat Acenteleri)

10.)                       Dr. Filiz Çevirme; OHSAD Genel Koordinatör; (Özel Sağlık Kuruluşları)

11.)                       Prof. Dr. Ali Seyyar; Sakarya Üniversitesi. (Sağlık Turizmde Eğitim ve Üniversiteler; Yaşlı ve Engelli Turizmi)

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı’nın oluşturduğu Bakanlık Müsteşarı Hasan Kılıç başkanlığındaki 20 kişilik KKTC Heyeti’nde ise Sağlık Bakanlığı, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acentaları Birliği, Kıbrıs Türk Tabipler Birliği, KKTC’de bulunan 5 üniversitenin turizm bölümlerinden temsilciler yer aldı.

Sağlık Turizmi Çalıştayı’nın ilk gününde, 23 Ocak Cuma günü, açış konuşmalarının ardından, ‘KKTC’de Sağlık Turizmi Açısından Mevzuat’, ‘Sağlık ve Turizm Sektörüne Genel Bakış’, ‘Sağlık Turizminde Komşu Ülkeler ve Ortadoğu’nun Önemi’, ile ‘Sağlık Turizminde Öne Çıkan Ülke Örnekleri ve Bu Ülkelerdeki Uygulamalar’ başlıkları altındaki konular görüşüldü. Belirlenen bu başlıklar üzerindeki sunumlar ve görüş alışverişlerinin ardından, Sağlık Turizmine hizmet edebilecek kurum ve kuruluşlara örnek teşkil eden mekanlardan, SPA ve Wellness Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi, YDÜ Diş Hekimliği, IVF Tüp Bebek Merkezi ziyaret edildi.

İkinci günü ‘KKTC Sağlık Turizmi için Eylem Planı’ başlığı altında bir Beyin Fırtınası yapılmış ve saat  15.00’de basın yolu ile kamuoyuna sonuç bildirgesi açıklanmıştır.

Basın Bildirisinden Bazı Önemli Maddeler:

1.)    KKTC’de özellikle talassoterapi, hemodiyaliz, IVF (tüp bebek); diş ve göz sağlığı ile yaşlı turizmine yönelik ilk etapta geliştirilebilecek alanlar olarak tespit edildi.

2.)    KKTC’deki mevcut 6 üniversitenin sağlık turizmi eğitimi açısından çok büyük bir avantaj olduğu ve tüm dünyaya sağlık turizmi ara elemanları yetiştirilmesi ve akademik kaynak görevi yapabilecekleri ifade edildi.

3.)    KKTC’nin çevresindeki deniz suyunun ve ikliminin özellikler sebebiyle dünyadaki sıralamada birinci sırada olduğu gerçeğinin duyurulması ve dünyaya tanıtılması.

4.)    Sağlık turizmi çalışmalarının istikrarlı ve doğru bir politika ile gerçekleşmesi halinde KKTC gelirlerinin bir yılda iki katına ulaşmasının mümkün olabileceği anlatıldı.

5.)    Sağlık turizminin gelişiminde T.C. ile KKTC otoritelerinden oluşan sürekli bir çalışma grubunun bu alandaki çalışmalara ivme kazandırılması ve sağlık turizmi ilerleme raporlarının periyodik olarak yayınlanması hususlarında ortak mutabakata varıldı.

6.)    Önümüzdeki aylarda KKTC’de sağlık turizmi ile ilgili olarak uluslar arası büyük bir kongrenin gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.

 

Foto:

 

Nr. 041

Sağlık Turizmi Çalıştayı Hatırası: (Soldan sağa):

1.)    Dr. Dursun Aydın

2.)    Prof. Dr. Ali Seyyar

 

Nr. 043

Sağlık Turizmi Çalıştayı Türkiye ve KKTC Heyeti: (Soldan sağa):

1.)    Dr. Ege Ünalçın (Türkiye)

2.)    Metin Kımıldar (Türkiye)

3.)    KKTC-Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr. Hasan Kılıç

4.)    Prof. Dr. Ali Seyyar (Türkiye)

5.)    KKTC-Ekonomi ve Turizm Bakanlığı-Turizm Planlama dairesi Müdürü Turgut Muslu

6.)    Dr. Kemal Aydın (Türkiye)

 

Nr. 064:

Gazimağusa Devlet Hastanesi: (Soldan sağa):

1.)    Metin Kımıldar

2.)    Dr. Kemal Aydın

3.)    Efsun Sarı (KKTC-Ekonomi ve Turizm Bakanlığı)

4.)    Dr. Dursun Aydın

5.)    Prof. Dr. Ali Seyyar

6.)    Dr. Nuri Gökşin (Gazimağusa Yeni Devlet Hastanesi Başhekimi)

7.)    Enginer Birdal

 

Nr. 029

Yakın Doğu Üniversitesi; Diş Hekimliği Fakültesi Ziyareti ve Dekan Tarafından Tanıtımı

 

Kaynak:

1.)    Kıbrıs Gazetesi; 24–25 Ocak 2009.

2.)    Basın Bildirisi

3.)    Özel İzlenimlerimiz


 

27.12.2008 // Başakşehir

Ali Seyyar, Başakşehir’de Yerel Sosyal Politikaların Önemini Anlattı

Başakşehir’in yeni dönemde, Türkiye’nin ve dünyanın örnek şehri olmasına yönelik projelerin ve projeksiyonlarının ortaya konulacağı, Marka Şehir Başakşehir platformunun organize ettiği konferansa katılan Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, yerel yönetimler ve sosyal problemlerle ilgili katılımcıların beğeniyle dinlediği bir konuşma yaptı.

Konferansın açılış konuşmasını yapan Başakşehir Belediye Başkan Adayı Salih Beşir, şehirlerin içinde yaşayan insanlarıyla değerli olduğunu belirterek, “Şehri kurabilmek için öncelikle içimizdeki insani değerleri ortaya koymamız gerekiyor. Şehirlere ruh veren, o bölgede yaşayan insanların oraya kattığı değer, kültür, sanat ve mimari estetiktir. Oysa, sadece ikamet alanları olarak görülen bir şehirleşmenin, huzur ve mutluluk sağlamayan yapılaşmaların içinde kalmış olmamız, insanlarımızın sorunlarının da çığ gibi büyümesine yol açıyor. Biz, şehirleri öncelikle kendi içimizde kurmalıyız… diye konuştu.

Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar da, modern dünyanın sosyal problemlerinin çok girift olduğunu belirterek, “Maalesef plansız, projesiz ve gelecek öngörüsü olmayan mahallelerde, binalarda yaşayan insanlar arasında iletişimsizlik, kopukluk oluyor. Aile içi çatışmalar yaşanıyor. Yerel sosyal politikaların gelişmesiyle birlikte merkezi sosyal politikalar da gelişecek ve paralel çalışmalarla yerel anlamdaki sorunların çözülmesi sağlanacak” dedi.
Şehirlerde yalnızlaşmış, dışlanmış, kimliğini kaybetmiş insanların yaşamaya başladığını, estetik yoksunu binalarda huzursuz, mutsuz insanların ortaya çıktığını belirten Seyyar, “İnsan fıtratına uygun, insan odaklı çalışmalar yapılması gerekiyor. Devasa binalar yapmak sosyal belediyecilik anlayışı değildir. Önemli olan, insanların mutluluğunu ve huzurunu sağlayacak, sosyal donatı alanlarını, kültür merkezlerini, şehrin tüm insanlarının özürlüleriyle, yaşlılarıyla birlikte kullanabileceği farklı alanları ortaya koyabilmektir. Önemli olan özürlü otobüsü almak değil, özürlü ve özürlü olmayanların birlikte kullanabileceği bir otobüsü kullanıma açabilmektir. Böylece, insanlar ayrışmamış, böylece insanların birbiriyle iç içe yaşayabildiği bir sosyal alan ortaya çıkmış olur. Kentlerin sadece yaşanabilir olması yetmez. Bir kentin yaşanabilirlik kalitesi açısından, sosyal, kültürel, sağlık, eğitim, yol, su elektrik, fiziki ulaşım ve sosyal donatı alanlarıyla bölgesindeki en çok tercih edilen yerleşim yeri olması da çok önemlidir. Bunu yapabilen yerel yönetici başarılı yöneticidir. Bunu da, iktidarını ve sahip olduğu makam avantajını, hizmet götürdüğü insanlarla her daim paylaşabilen yönetici yapabilir. Hep söylenir: Halk Meclisi kuracağız diye. Bu bir proje değildir. Halk meclisleri, yerel yönetim ile bölgeyi yönetecek insanların, zaten bir arada olması gereken meclislerdir” diye konuştu. Modern dünyada komşuluk ilişkilerinin, insani ilişkilerin yok olduğunu, yerel yönetimlerin bunu ortadan kaldıracak faaliyetler gerçekleştirmesi gerektiğini belirten Seyyar, “Bizim medeniyetimiz, komşuluk ilişkilerinin zirveye tırmandığı bir medeniyettir. Bunu sağlayabilecek çalışmalar ortaya koymamız gerekir. Sosyal projeler, insanın yaşam alanlarında en insani şekilde yaşayabileceği sosyal faaliyetleri ortaya koyar. Yerel yöneticiler, halka hizmete talip olmalı. Makam hevesinde olmamalı” açıklamasını yaptı.

http://www.haber7.com/haber/20081229/Marka-sehir-Basaksehir.php


 

 

24 Eylül 2008

 Ali Seyyar, Baba Oldu

Sosyal politika odaklı aile dostu bilimsel çalışmalarından dolayı TC Başbakanlık, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından 2005 yılında ödüllendirilen Ali Seyyar, evliliğinin 11. yılında baba oldu. Sakarya, Ada Tıp Hastanesi tarafından hazırlanan “Doğum Diploması”ndaki bilgiler şu şekildedir:

“Asuman ve Ali Seyyar çiftinin 24 Eylül 2008 tarihinde saat 09’20’de 49 cm boyunda, 3.320 gr ağırlığında (Zeynep Dilara isminde) bir kız bebekleri dünyaya gelmiştir. Sevgili bebeğe ve ailesine hayat boyu sağlık ve mutluluklar dileriz.  Doğum Doktoru  Op. Dr. Ayşe Aytoz”

 

Bugün 24 Eylül; Hayata Merhaba Dedi

Gül Cennet Kokulu Bir Kız Katıldı Hanenize

Neşe Kattı Neşenize

Şükür Yakışır Dilinize

Dua Edelim Birbirimize

(Karamürsel’den Fazlı Biçer)

  

BABANIN “BE” Sİ

Hiç unutmam

Teslimiyet demişti bir konuşmasında

Yani tevekkülü sırtlamış

Ve ufuklara seyre dalmıştı aslında.

Etrafındakilerin beklentileri

Zamanla gün yüzüne çıkıyordu.

Oysa O sadece tebessüm ediyordu!

Belki de biliyordu!

Ama sabrediyordu.

Dışarıdan görenler

Ne kadar mutlu diyordu.

Yorum açık, talih!

Oysa nelere şahitti geçen tarih.

Yıllarca gurbette yaşadı

Ve içinde gurbeti yaşadı.

Soğuk diyarlarda,

Soğuk insanlara

Sıcak mesajlar veriyordu.

Çok canlıydı.

Bilseler içini,

Ne kadar buhranlıydı.

Vermeyi öğrenmişti

Bir de sevmeyi,

Küçücük şeylerle mutlu olmayı,

Farklı olmayı

Farkı bulmayı !...

Hayatı merdiven gibiydi,

Yavaş yavaş çıkıyordu.

Ve tabiî ki emin adımlarla …

Yıllardır hayalini kurardı;

Cennet vatanında yaşamak,

Üretmek, çalışmak, çabalamak …

Maddeye takılmaz

Mazerete sığınmaz

Yufka yüreği ile kimseyi kırmazdı.

Her işi oluruna bırakır

Ve yazardı satır satır.

Çok kazanıyordu,

Kolay kazanıyordu.

Kiminle sohbet etse

Deryalara dalıyordu.

Hani dedikse kazancını,

Para değildi elbet;

Gönül kazanıyordu.

 

 

 

Hiç bir kapıya vurmasa da

Rahmet kapıları

Bir bir açılıyordu.

Zaman zaman engeller çıksa da

Hiç aldırmıyordu.

Çünkü mazlum olmayı

Tercih ediyordu.

Yıllar su gibi akıp gidiyor,

Ve unvanları bir bir geliyordu.

Her geçen gün meşguliyet artıyor,

Oysa hiç gocunmuyordu.

Fakat mutlu bir ailede

Güller açsın istiyordu.

Gülümün yanında

Yeni bir gonca diyordu.

Hurim dediği cananına

Hep tebessüm ediyordu.

Göz bebeğim derken

Bebek, evet bebek diyordu.

Bu güzel aile

Heyecanla bekliyordu.

Karanlık geceleri

Dua ile süslüyordu.

Bendeniz ise

Mübarek beldelerde rüya görüyor

Dua ediyor,

Ve ümit ediyordu..

Bir gün aynı şeyi düşünüyorken,

Uzaktan bir ses

Müjde! Müjde diyordu.

Bu ses dalga dalga geliyordu.

Hanede bir misafir ;

“Zeynep Dilara”

Hayata Merhaba ! diyordu.

Dudaklarını kıpırtadıp,

Babanın “B” sini söylüyordu.

Gülüyordu,

Güldürüyordu.

Baba ise ortada görünmüyordu.

Yarı aydınlık odasında,

Seccadesinin başında,

Gözyaşları ile şükrediyordu..

Fazlı Biçer //Karamürsel // Eylül 2008

Hoş geldin Zeynep Dilara

Ümitsizliğin haram edildiği manevî dünyamızda ümidimizi hep korumaya çalıştık. Ama gaflet anlarında ümidimizi yitirmişliğimizin karamsarlığını sana hissettirmiş isek bizi affet Zeynep Dilara. Ezelden beri her şeyin tayin edildiği bir âlemden dünya denilen bir çilehanede hep imtihan, hep sabır ile yaşadık. Seni koklamak, senin gözlerine bakmak, hayranlıkla ellerini tutup yanaklarından öpmek, dünya ötesi bir arzu, ulaşılması zor bir hayal gibi algıladığımız bir zamanda varlığının ilk işaretlerini gösterdin sen bize. Hakikate ve varlığa inanmak, iman etmek kadar zor ama iman kadar tatlı ve anlamlı olduğunu sen bize hissettirdin en küçük kıpırdanışlarınla. Senin gelişine inanmak, Yaratan’ın “OL” emrine kalben inanmanın ötesinde hakkel yakın yakınlığını yürekte hissetmektir. Belki deniz dalgaları gibi coşkun bir hâl içinde değiliz ama engin ufuklara yelken açmış, uzun bir yolcuğa çıkacak bir geminin deryaya açıldığı heyecanlı bir günün sabah güneşinin sıcaklığını bütün hücrelerimizde hissediyoruz.

Hayatımıza farklı bir anlam kazandırmak, bize yeni sorumlulukların yanında ilave görevler yüklemek üzere yola çıktın. Şuna inanmanı istiyoruz. Ruhî derinliklerden gelen ezelî sevgi sayesinde her zorluk, bizim için kolay olacak. Dökeceğin her gözyaşı, ciğerlerimizi damla damla yakacak, gülümseyişlerin ise kalbimize ferahlık verecek. Uzun bir bekleyişin ardından, sabrın ve duaların tesiriyle ilahî lutfun tecellilerini daha dünyada iken tattık. Cenneti dünyaya taşımak elbette mümkün değil ama gözlerindeki o nuranî bakışlar, bize Cennetten bahşedilmiş bir tadımlık sükunet gibi gelecek ve sükunetli tadımlıklarla ebedî huzur ve saadet bahtiyarlığına erişeceğiz. Kim bilir belki de Cennet hurilerinden aldığın güzelliğinle son baharımızda bize daha nice nice sevgi dolu yıllar tattıracaksın.

Fıtratının berrak temizliği ile etrafa hep ışıklar saçacaksın. Yaşlandığımızı hissettiğimiz yorgun bir dönemde bütün kederlerimizi unutturacak o muhteşem gelişin. Geçmişe ait sorguları ve endişeleri hep bir yana bıraktık. Sen mi bizi terk ettin yoksa biz mi seni beklettik soruları ile ne kendimizi, ne de seni yargılamak niyetindeyiz. Kader planında ne düne ait olanlar ve yaşananlar, ne de yarına ait olanlar ve yaşanacaklar bizim elimizdedir. Kadere hep iman ettik ve ümitsizliğe düşmemek için yine kadere teslim olduk. Dualarımız ve girişimlerimiz, cüzî irademizin bir tezahürü olarak küllî irade ile buluşmasına yönelik idi. Ve küllî irade, kader çizgisinde seni bugün bizlerle buluşturdu. Senden önceki kaderimiz, O’nun iradesi altında olduğu için, isyan etmeden hep rıza çerçevesinde kadere boyun eğdik. Yine O’nun rızasını kazanmak ümidiyle senden sonraki kaderimize de aynı manevî istikamet doğrultusunda hep gönülden bağlı kalacağız.

Seninle hem gündüzleri, hem de geceleri yani her saniye seninle beraber olacağız. Seninle birlikte hayatımızı paylaşacağız. Sen yavaş yavaş büyürken belki de biz hızlıca yaşlanacağız. Ama sayende yaşlanmanın tadına vara vara dünyadan ayrılacağız. Çünkü artık sen varsın ve eminim seninle her şey daha güzel olacak. Anamın duası aklıma geldi. “Allah, bana sizin acınızı göstermesin, ölümüm sizinkinden önce olsun” derdi. Şimdi aynı duaları ben de senin için terennüm ediyorum:

C. Hak, bize hiçbir zaman acını göstermesin, kader ne der bilmiyorum ama ölümünü bize göstermesin”. Ya Rabbi, her şeyi yaratan olarak Sen her şeye kadirsin, biz ise aciz kullarız. Ancak senin lütfunla sabredebildik ve yıllar sonra muradımıza eriştik. Ne olur yine Senin inayetinle yeni görevimizi layıkıyla yerine getirebilelim ve emanetini en güzel biçimde koruyabilelim. Ya Rabbi, misafirimiz çok değerli, o bize verilmiş ne güzel bir hediyedir. Emanetini korumak, kollamak ve sevmekte bize itidal nasip et. Çocuğumuza göstereceğimiz ilgi ve sevgide ne Gayretullahına dokunacak aşırı bir tavır, ne de şeytanları sevindirecek mesafeli bir yaklaşım hâkim olsun. Sevgimiz hep fıtrî, şefkatimiz hep derin ve duygularımız hep canlı ve sıcak olsun. Ya Rabbi, biricik bebeğimiz Zeynep Dilara ile fedakâr annesine ve bize hayırlı uzun ömürler ver. Ver ki sonbaharımızda bile nevbaharın tatlı heyecanlarını yaşayalım. Ya Rabbi, dünyadaki nimetlerin ve lütufların bu kadar hoş olduğuna göre kim bilir öbür âlemdeki sürpriz mükâfatların nasıldır?

Zeynep Dilara’nın Annesi ve Babası:

Ali ve Asuman Seyyar

 

İlk Kaleme Alındığı Gün: 30.08.2008 Cumartesi; Sürmeli Oteli-Ankara.

İkinci Kez Kaleme Alındığı Gün: Zeynep Dilara’nın doğduğu gün: 24.09.2008; Çarşamba; Ada-Tıp Hastanesi; Adapazarı.

 


 

Ramazan 2008

 

Ali Seyyar, Ramazan’da Özürlüleri Unutmadı

 

Küçükçekmece ve Sarıyer Belediyelerin davetlisi olarak Prof. Dr. Ali Seyyar, Ramazan çadırlarında “Özürlülük Engellilik Değildir” konulu konferanslar verdi. Ramazan programlarına özürlülerin de katılmalarını sağlamak amacıyla tertiplenen bu özel geceler, yöre halkı tarafından takdirle karşılanmıştır.

Not: Küçükçekmece programını canlı olarak seyretmek isteyenler, aşağıdaki linkten yararlanabilirler.

http://www.kucukcekmecem.tv/1468_8542_Ramazan-Programi-Sefakoy-9-Eylul-2008-Sohbet--Prof--Dr--Ali-Seyyar-Konser--Kerim---Selim-Altinok-Kardesler.html


 

16 Ağustos 2008

08.08.2008; CUMHURİYET GAZETESİ:

 

Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu Üyesinden Cin Tarifli Kitap Tüyler Ürpertiyor:

‘Kreşlerde Dinî İçerikli Manevî Bakım Yapılsın ’

-Başbakanlık’a bağlı Özürlüler Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar’ın kaleme aldığı “Sosyal Hizmetlerde Manevi Bakım ” adlı kitap tüyler ürpertiyor. Kreş, çocuk yuvası, ,cezaevleri, ıslahevleri, sığınma evleri, kadın ve çocuk mahkemeleri gibi yerlerde dinî içerikli “manevî bakım ”yapılmasını isteyen Seyyar,“cin”leri de “mümin cinler ”ve “kâfir cinler ”olarak ikiye ayırıyor. Prof. Dr. Seyyar, özürlülere, “Bu durumunuz ilahi bir hediyedir. Bu şekilde ölürseniz şehit sayılırsınız, Cennete gidersiniz” diyerek sabırlı olmaları çağrısında bulunuyor. Seyyar, Şefkatli Eller Yayınlarından çıkan kitabında ruhsal sorunlar yaşayanlarla ilahiyat kökenli “manevi terapistlerin” de ilgilenmesi gerektiğini belirtiyor. Seyyar’ın “manevî bakım modelinden” bazı bölümler şöyle

Cinler, saf ateşten, yani dumansız ateş alevinden yaratılmış ruhani varlıklardır. Cinler de melekler gibi, görünmeyen gizli varlıklar olup çeşitli suret ve şekle girmeye ve zor işler başarmaya muktedir yaratıklardır. Cinler arasında da insanlar gibi evlenme vardır. Onlar da Allah ’a iman ve ibadetle mükelleftirler.

Her şeyin kader planında cereyan ettiğini esas alan model, bakıma muhtaç kişilere içinde bulunduklar duruma havf ile reca duygularıyla bakmalarını, yani Allah’ın sevgisinden ve emniyetinden mahrum olma korkusu ile ona tevekkül ve teslimiyet içinde ümit beslemenin en akıllı yol olduğunu tavsiye eder.

Manevi model, esas itibarıyla ahireti ölçü alan fakat bunun kendisini diğer tıbbi ve sosyal bakım türlerini ihmal etmeye sevk etmeyen bir bakış ortaya koyar. Model, Allah ’a inanan bakıma muhtaçlar her açıdan ahirete hazırlarken, dünya nimetlerinden de nasiplerini unutmamalarını ister.

Bakıma muhtaçlık ilahi bir hediyedir. Eğer bunlar mana boyutuyla güzel şeyler olmasaydı, Yaratan en sevdiği kullarına hastalıklar vermezdi. Bakıma muhtaç halinde ölmek, şehit sevabı kazandırır. Sabreden bakıma muhtaç müminler, cennete gider.

Seyyar, manevi bakımın uygulanabileceği alanları da şöyle sıralıyor “Çocuk yuvaları, kreş, çocuk kulüpleri, gençlik merkezleri, sokak çocukları merkezleri, dershaneler, öğrenci yurtları, aile danışma merkezleri, aile ve çocuk mahkemeleri, sığınma evleri, ıslahevleri, hastaneler, psikiyatri klinikleri, sağlık ocakları, huzurevleri, işçi konseyleri, etik kurullar.”

(Fırat Kozak; Cumhuriyet Gazetesi; 08.08.2008; Ankara).

 

Ali Seyyar’dan

(Adapazarı Gazetesi Aracılığı İle)

Cumhuriyet Gazetesine Cevap (1-2)

 

Adapazarı Gazetesi              Tarih: 19.08 2008                  Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                            HAYATA BAKIŞ

Cumhuriyet Gazetesine Cevap (1)

Değerli okuyucularım; Türkiye’de bilim dünyasında multi disipliner çalışma yapmanın zorluğu ortadır. Bir taraftan bazı üniversiteler, bilim adamlarının akademik özgürlüklerini kısıtlarlar, öbür taraftan da bazı gazeteler, malum sebeplerden dolayı bazı öğretim üyeleri hakkında “desenformasyon” maksatlı haberler çıkartırlar. Zamanlamalarını da çok iyi yaparlar. Mardin Artuklu Üniversitesine rektör aday adayı olduğum bir dönemde herhalde YÖK üyelerini etkilemek maksadıyla 08.08.2008 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde Fırat Kozak’a ait şöyle bir haber çıkar: “Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu Üyesinden Cin Tarifli Kitap Tüyler Ürpertiyor: ‘Kreşlerde Dinî İçerikli Manevî Bakım Yapılsın’. Kim bu Özürlüler Yüksek Kurulu Üyesi? Ee, tabiî ki ben. Peki, neden Sakarya Üniversitesi öğretim üyesi olduğum söylenmez de Özürlüler Yüksek Kurulu Üyeliğime atıfta bulunulur? Çünkü yazar, bir taşla iki kuş vurmayı amaçlıyor da onun için. Muhtemel hedefi, şahsım hakkımda yalan (eksik mi veya yanıltıcı mı desek acaba?) haber üreterek, hem bizim meslekî kariyerimizi engellemek, hem de hükümeti yıpratmak. Ne demişim ben: ‘Kreşlerde Dinî İçerikli Manevî Bakım Yapılsın’. Haberi kaleme alan gazetecimiz, bununla da yetinmiyor, bana ait olmayan sözleri hayalinde kurgulamaya devam ediyor. Bakınız ne iddia ediyor: “Seyyar, manevî bakımın uygulanabileceği alanları da şöyle sıralıyor “Çocuk yuvaları, kreş, çocuk kulüpleri, gençlik merkezleri, sokak çocukları merkezleri, dershaneler, öğrenci yurtları, aile danışma merkezleri, aile ve çocuk mahkemeleri, sığınma evleri, ıslahevleri, hastaneler, psikiyatri klinikleri, sağlık ocakları, huzurevleri, işçi konseyleri, etik kurullar.” Peki, bu isteklerimi nerede, hangi toplantıda, hangi konferansımda dile getirmişim? “Tüyler ürpertici” olarak vasıflandırılan “Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım” kitabımın hangi sayfasında buna dair bir cümle var? Kitabımdan bazı alıntılar yaptığınıza göre, neden bu isteklerimi teyit eden bir alıntı yapmadınız? Çünkü böyle bir cümle tarafımızca sarf edilmiş değil de ondan! Yani ben, etik kurullarında veya işçi konseylerinde manevî bakım yapılsın demişim öyle mi? Yahu, bunu söyleyebilmek için, manevî bakım hakkında hiçbir bilgiye sahip olmamak gerekir. Bir kere manevî bakım nedir? Kısaca tanımlayalım: “Manevî bakım, bakıma muhtaç yaşlı, özürlü veya kronik hastalara yönelik maneviyat içerikli bakım hizmetidir, yani bakıma muhtaç kişilerin maneviyatını (kişisel gelişimlerini, morallerini) güçlendirmeyi, hayata bağlılıklarını artırmayı, iç (manevî) dünyalarıyla barışık olmalarını, manevî sapma ve korkularını gidermeyi amaçlayan sosyal nitelikli ve insan odaklı bir bakım hizmetidir”. Peki, etik kurullarında bakıma muhtaç insanlar mı var? İşçi konseylerinde bakıma muhtaç insanlar mı var? Yoktur herhalde değil mi. Ee, ne diye buralarda manevî bakım uygulanacakmış?

Manevî Sosyal Hizmetlerin Önemi

Ah bu haberi yapan benim bilgisiz kardeşim, sen herhalde manevî bakım ile manevî sosyal hizmetleri karıştırdın. Eğer “Ali Seyyar, manevî sosyal hizmetlerin uygulanabileceği alanları şöyle sıralıyor” deseydin kabulümdü. Çünkü bütün bu alanlarda manevî yönden de sosyal hizmetlere ihtiyaç duyan insanlarımız olabilir. Neden mi? Çünkü manevî sosyal hizmetler, sadece sosyo-ekonomik yönden değil mânen (ruhen) de insanın saadetini temin etmek ister de onun için. Bir yerde şunları ifade etmişim: “Manevî sosyal hizmetlerin gâyesi, kalpleri manevî, akılları ise pozitif bilimlerle aydınlanmış, fıtrî vasıflara ve ahlâkî değerlere göre hayatını tanzim edebilen, ruhu ile barışık mutlu fertler yetiştirmektir. Manevî sosyal hizmetler, kişilerin sosyal bilinçlenmeleri ve topluma uyumları için, üstün karakter geliştirmeye yönelik sosyal eğitimi esas almaktadır. Maneviyat odaklı sosyal hizmetler, yalnızca dinî konuları içermekle kalmaz, aynı zamanda psiko-sosyal eğitim ve destek kapsamında güzel ahlâk, kültür, mantık, sağlık ve etkili iletişim gibi kişisel gelişim alanına girebilecek birçok pedagojik destek unsurunu da içerir”. Bu yaklaşımlara bir itirazınız var mı? Genelde manevî bilimleri önemsemeyen çağdaş aydınlar, bütünüyle pozitivist bilimlerin etkisi altında kalmış olan akademisyenler ve bazı ateistler, itirazlarını dile getiriyorlar ama manevî sosyal hizmetler alma hakkının haddizatında anayasal bir hak olduğunu söyleyince çoğu, susmak mecburiyetinde kalıyor. Çünkü demokratik yönden gelişmiş bütün ülkelerde değişik sosyal veya dinî kurumlar aracılığı ile genelde manevî sosyal hizmetler, özelde manevî bakım hizmetleri isteğe bağlı olarak sistemli bir şekilde uygulanmaktadır. Gelelim bizim gazetecimize. Bizim Cumhuriyet Gazetesi muhabirinin fizikî yönüyle bakıma muhtaç olduğunu düşünmüyorum dolayısıyla manevî bakıma şu anda ihtiyacı yoktur. Ancak “Cin Tarifli” olmamakla beraber yine de “Tüyler Ürpertici” acı bir gerçeği söylemem gerekiyor. Gazetecimizin aklî, fikrî, zihnî, hissî, kalbî ve ahlâkî boyutlarıyla manevî sosyal hizmetlere acilen ihtiyacı vardır. Niçin mi? Sosyal hayatta ve meslek alanında muteber bir insan (gazeteci) olabilmek için, başta (gazetecilik mesleğinin) sosyal ahlâk ilkelerini aklen, fikren, kalben kabullenmek gerekir. Yanılıyor olabilirim ama sizce gazetecimiz, benim hakkımda doğru haber üretmiş midir? Hemen evet veya hayır demeyin. Henüz izahlı cevaplarım bitmedi. Daha “Cin Tarifi”ne gelmedik ki. Gelecek yazıda buluşmak dileği ile…

 

Adapazarı Gazetesi              Tarih: 21.08 2008                  Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                            HAYATA BAKIŞ

Cumhuriyet Gazetesine Cevap (2)

Cumhuriyet Gazetesi, “Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım” kitabımı “Cin Tarifli Kitap” olarak vasıflandırmakla yetinmiyor bir de kitabıma “Tüyler Ürpertiyor” diyor. Nedenmiş o? Bir yerde cinlerden bahsettiğim diye hemen tüyler mi ürperirmiş? Üstelik 270 sayfalık kitabımda gaybî varlıklardan sayılan cin ve şeytanlara topu topuna yarım sayfa ayırmışım. Manevî bakım modelini tanıtırken, vahyîlik, dünyevîlik ile uhrevîlik, fıtrî evrensellik, kaderîlik, ahlâkîlik gibi temel esasların yanında gaybîlik (gaybe bağlılık) unsuruna da vurgu yapmışım ve bu bağlamda gaybî varlıkların (Allah, Melekler, cin ve şeytanlar) özelliklerini tanıttıktan sonra bakıma muhtaç kişiler üzerindeki etkilerini anlatmışım.

Cin ve Şeytanların Özelliği

Kitapta, cin ve şeytanlarla ilgili kısımda her ilmihal kitabında bulunabilecek şu temel bilgilere kısaca yer verilmiştir: “Cinler, saf ateşten, yani, dumansız ateş alevinden yaratılmış ruhanî (manevî) varlıklardır. Cinler de melekler gibi, görünmeyen gizli varlıklar olup çeşitli suret ve şekle girmeye ve zor işler başarmaya muktedir, fakat cins ve mahiyet bakımından meleklerden ayrı yaratıklardır. Cinler arasında da insanlar gibi evlenme vardır. Onlar da Allah'a iman ve ibadetle mükelleftirler. Bazıları isyankâr olup kâfir, bazıları da itaatli mümindirler. Cinler, Allah'ın izni ve hükmü olmadan hiç kimseye ne iyilik, ne de kötülük yapabilirler. Cinler gaybı bilmez, Allah'ın Peygamberlerine bildirdiği ilahî vahye muttali olamazlar. Cinler insandan evvel yeryüzünün idare ve tedbirini görmekle vazifelendirilmişlerdir, ancak yeryüzünde çok kötülük yaptıkları, fesat çıkardıkları için, sonunda bu vazifeden uzaklaştırılmışlardır. Yerlerine, insanoğlu tayin edilmiş, yeryüzünün sahipliği makamına getirilmiştir. Son Peygamber, insanlara olduğu gibi cinlere de elçi olarak gönderilmiş, tebliğ vazifesini cinler arasında da yerine getirmiştir. Kuran’da Cin suresinde bu husus, açık bir şekilde beyan buyrulmuştur. Şeytan(lar) ise, meleklerin ve bazı inançlı cinlerin aksine, kişileri olumsuz yönde etkileyen küfrün ve isyanın temsilcileridir. Nefis aracılığı ile kişilere kötülüğü telkin ettikleri mevzusu, nefis ile ilgili kısımlarda detaylı bir şekilde anlatılmıştır.” Görüldüğü gibi kitapta cinlerin şeytanlara göre insanlar üzerindeki etki alanının nispeten sınırlı olduğu ve özellikle şeytanî telkinlerin tehlikelerinden sakınmak gerektiği bilgilerle sınırlı tutulmuştur. Halbuki aynı kısımda her an insanların yaptıklarını kaydeden ve onları değişik (manevî) tehlikelerden koruyan meleklerden (Kaaf; 50/17-18 ve El-Mümin; 40/7) daha çok bahsedilmiştir.

Meleklerin Özellikleri

Meleklerin görevleri ile ilgili olarak kitapta özetle şu bilgilere yer verilmiştir: Allah'ın salih kullarına iyi ve hayırlı şeyleri telkin etmek, bakıma muhtaçlığa yol açan hastalıklar, sakatlıklar ve yaşlılık gibi sıkıntılı ve üzüntülü zamanlarında onlara tesellide bulunmak, maneviyatlarını yükseltmek ve gerekirse kendilerine fiilen yardım yapmaktır. İnsanlığın âdeta hizmetinde olan meleklere iman etmenin genelde insanlar, özelde bakıma muhtaçlar üzerinde birçok olumlu psiko-sosyal etki meydana getirir. Özellikle bakıma muhtaç yaşlı ve kimsesiz bir insan, yalnızlığın getirdiği ilgisizlik ile kendisini bazen manevî gurbette gibi hissedebilirler. Bu yoksunluk ve sıkıntı içinde dünya o kişinin başına yıkılacak gibi olur. Bu durumda teslimiyet, tevekkül ve sabır ölçüleri içinde olan bakıma muhtaç kişinin imdadına yine Allah’ın bir rahmeti ve lütfu olarak melekler değişik varyasyonlarla imdada yetişir.

Manevî Bakım Kitabımın İkinci Baskısı Çok Yakında

Evet, çok yakında kitabımızın ikinci baskısı çıkacaktır. Kitabın ikinci baskısının önsözünde değerli ilahiyatçı hocamız sayın Prof. Dr. Faruk Beşer, konuyla ilgili olarak şu tespitlerde bulunmaktadır: “Ülkemizde Sakarya Üniversitesinin çalışkan ve velûd hocalarından Prof. Dr. Ali Seyyar bizde ihmal edilmiş bu önemli konuyla ilgilenen nadir bilim adamlarımızdandır. Sosyal siyasetle ilgili pek çok eserinin yanında, genel anlamda manevî sosyal hizmetler, dar anlamda sosyal ve manevî bakım uygulamalarına yeni açılımlar sağlayan çok değerli kitapları çıktı. Multi disipliner bir yaklaşımla millî kültürümüze ve geleneksel aile yapımıza uygun bir yaklaşımla kaleme aldığı kitapların içinde “Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım” kitabının ayrı bir anlamı vardır. Bütün bu orijinal çalışmaların, Türkiye’de alanında bir ilk olduğunun altı çizilmelidir. Tek başına bu çalışmalar bile Manevî Bakım’ın bizde de bir bilim dalı haline getirilmesi için, yeterli kaynak sayılabilirler. Hemşirelik Yüksek Okullarında, Tıp ya da İlahiyat Fakültelerinde böyle bir dersin bulunması veya bu isim altında müstakil bir bölümün açılması, insanı ruh/beden bütünlüğü olarak ele alma adına modern bir uygulama olabilir. Bütüncül bakım hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olan Manevî Bakım anlayışının, gerek sağlık sektöründe, gerekse sosyal bakım hizmetlerinde bundan böyle kurumsal bir nitelik kazanmasını ümit ederim. “Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım” isimli çalışmanın, hasta, özürlü ve yaşlıların sorunlarıyla ilgilenen özellikle hekimlere, hemşirelere, sosyal hizmet uzmanlarına ve bakıcı personele son derece faydalı olacağını düşünüyorum”.


 

 

22 Temmuz 2008 // izmit

YAZ KUR’AN KURSU ÖĞRENCİLERİNE KONFERANS 22.07.2008
“ÖZÜRLÜLERLE KAYNAŞMA”

Karamürsel Müftülüğü ve Karamürsel Din Görevlileri Derneğince Yaz Kur’an Kursu öğrencilerine yönelik konferans düzenlendi. 22.07.2008 Salı günü, Belediye Kültür Merkezinde yapılan proğrama, Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Güvenlik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Başbakanlık Özürlüler Dairesi Başkanlığında kurum danışmanlığı yapan Prof. Dr. Ali SEYYAR katıldı. “Özürlüler Ve 28 Özürlü Sahabe” konulu proğram: saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. Yaz Kur’an Kursları adına Emrah ÇETİN adlı öğrenci Kur’an-ı Kerim okudu. Müftü Vekili İhsan KURT öğrencilere İslam’ın özürlüler konusundaki hassasiyetiyle ilgili kısa bir açılış konuşması yaptı. Daha sonra Ayşenur BÜYÜKGÖZ adlı öğrenci “Yaratılanı Sev Yaratandan ötürü” şiiri okudu.

            Özürlüler konusunda konuşma yapmak üzere kürsüye gelen Prof. Dr. Ali SEYYAR, öğrencilerin seviyesi, anlayış ve algılamalarına göre özürlülere karşı yaklaşımımızın nasıl olması gerektiğini tiyatro ve mizahi bir üslupla anlattı. Konuşmasında özetle Sahabe hayatından kesitler sundu.

            Çocukluğunda gözlerini kaybeden ilk Müslümanlardan, ilk Muhacirlerden ve Cennetle müjdelenen 10 Sahabeden birisi olan Abdullah İbni Ümmi Mektum ama idi. Peygamber Efendimiz’in Müezzinlerinden biri olan bu Sahabe-i Kiram aynı zamanda Peygamberimiz sefere çıktığı zaman genellikle Medine’de yerine vekil olarak Abdullah İbni Ümmi Mektum’u vali olarak bırakırdı.

            Özürlü olmak yetersizlik ve acizlik değildir. Bilakis her şeye rağmen ihtiyaçlarını giderebildiği için kahramandır. Özürlülere acımak yerine yeteneklerinden istifade etmek, topluma kazandırmak istihdam etmek gerekir. Toplumun alaycı bakış ve davranışları yüzünden sokağa çıkamayan özürlüleri mutlaka toplumsal hayata katmalıyız.

            Sahabe-i Kiramdan Muaz İbni Cebel boyu kısa bacakları incecik birisiydi. Ancak ağaca çok maharetliydi. Bir gün Peygamber Efendimiz ağaçtan birisinin hurma toplamasını istemiş hemen Muaz İbni Cebel koşarak ağaca tırmanmaya başlamış. Ağaca çıkarken incecik bacaklarını gören sahabeler gülünce Peygamber Efendimiz onları uyararak cennette en kuvvetli bacağın onda olacağını müjdelemiş.

            Ülkemizde yaklaşık 8,5 milyon özürlü var. Bunların sosyal hayatta yeterince yer almadığını bunun çözümünün de hepimizin üzerine düşen vazifemizi yapmamızla mümkün olacağı belirtti. İnsanların ya özürlü olduğunu, ya özürlü yakını olduğunu ya da özürlü olma ihtimalinin olduğunu belirterek sabretmemiz durumunda dinimize göre Ahirette bütün özür ve engellerin kalkacağı söyledi. Proğram soru cevap bölümüyle sona erdi.

            Konuşmasının sonunda Karamürsel Müftü Vekili İhsan KURT, Prof. Dr. Ali SEYYAR’a günün anısına bir çiçek takdim etti. Ayrıca Karamürsel Din Görevlileri Derneği Başkanı Hasan GÖKER de konuşmacıya kitap hediye etti.

 

Kaynak: http://www.karamurselmuftulugu.gov.tr/etkinlik/konferans_ozurluler_2008.htm

 


12 Mayıs 2008 // Isparta

Ali Seyyar, Isparta’da Yerel Özürlüler Politikalarının Temel Esaslarını Anlattı

Engelliler Haftası münasebetiyle 12 Mayıs 2008’de Isparta’ya giden Prof. Dr. Ali Seyyar, bedensel ve zihinsel engelli tüm dernek ve eğitim kurumlarının iştirakiyle gerçekleştirilen “Engelliler Yürüyüşü”ne katıldı. Düzenlenen “Engelliler Yürüyüşü”ne Vali Şemsettin Uzun, İl Genel Meclisi Başkanı Fevzi Özdemir, Belediye Başkanı Hasan Balaman, Sosyal Hizmet Derneği Başkanı Prof. Dr. Mahmut Bülbül ve Milli Eğitim Müdürü Tacettin Yılmaz da katıldı.

Ali Seyyar, daha sonra saat 14’00’de Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Engelliler Araştırma ve Uygulama Merkezi (ENAR) tarafından düzenlenen konferansa katıldı. Programın başlangıç kısmında Sosyal Hizmetler Derneği Başkanı Profesör Dr. Mahmut Bülbül bir açılış konuşmasını yaptı. Bülbül konuşmasında; 'Ülkemizde toplumsal duyarlılığı arttırma adına bir çok çalışma yapılıyor. Çoğumuz kendi üzerimize düşen görevlerin farkında değiliz. Devlet İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye'de özürlülük oranı %12.29. Isparta'da da sekiz on bin civarında desteklenmesi gereken insan var. Günümüzde çok sayıda özel eğitim merkezleri, rehabilitasyon merkezleri açılıyor ancak yetişmiş insan sıkıntısı mevcut. Engelli insanları her zaman benimsemeli ve maddi manevi yardımcı olmalıyız. Engelsiz bir yaşam için engel siz olmayınız? diye konuştu.

Ardından Profesör Dr. Ali Seyyar, “Yerel Yönetimler ve Özürlülük” (uygulamalar, sorunlar ve çözüm önerileri) konulu bir konferans verdi. Seyyar, konuşmasında; 'Türkiye'de 1999 yılında ilk kez özürlüler şurası yapıldı. Şuraya, katılımcı demokrasi adına sivil toplum örgütleri, devlet adamları, iş adamları ve halk katılma imkânı buldu. Bu şurada problemler ve çözüm önerileri dile getirilip sosyal baskı oluşturulmuştur. 2005 yılında ikinci şura düzenlendi. Hedef ve çözüm odaklı sorunların yer aldığı şura devletin kanun çıkarmasında etkili oldu. Çıkan özürlüler kanununda ilk kez korumalı iş yeri kavramı tanımlanmıştır. Böylece tüm işyerleri, çalışanları içinde özürlü çalışanda bulundurmak zorundadır. Ayrımcılık yapılmayan, fırsat eşitliği olan, toplumsal hayata tam katılımın olduğu bir toplum olmak zorundayız.' diye konuştu. Ali Seyyar, daha sonra bir slayt gösterisi eşliğinde özürlü dostu aktif istihdam politikaları kapsamında KORUMALI İŞYERİ yönetmeliğini tanıttı.

Konferansa Isparta Valisi Sayın Şemsettin Uzun, bazı belediye başkanları, Isparta SHÇEK İl Müdürü, öğretim üyeleri ve çok sayıda öğrenci katıldı. Program sonunda Ali Seyyar’a Isparta Valisi Sayın Şemsettin Uzun tarafından günün hatırasına bir plaket takdim edildi.


 

24 Mart 2008 //

Ali Seyyar, Özel FM - Hayatın Rengi Programında “Zihinsel Özürlülerin Cinsel Eğitimi” ve “Sadaka Devleti” Üzerinde Bir Söyleşide Bulundu

Hayatın Rengi (Konuk Prof Dr Ali Seyyar) Programcı: Mustafa Öztürk
24/03/2008 - 11:50
Hit: 7
Programı Dinlemek İçin Tıklayınız:
http://www.ozelfm.net/medyaizle.php?haber_id=34878



08.04.2008 //Salı

Ali Seyyar, “Kutlu Doğum” Programına Katıldı

Hz. Muhammet’in doğum gününü içine alan Kutlu Doğum Haftası, Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen geceyle kutlandı. AKM’de gerçekleştirilen programda ilk olarak, Bağdagül Sanat Evi sanatçıları tarafından Ebru Sergisi açıldı. Serginin açılışını Sakarya Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili İrfan Sezer yaptı. Sergi açılışından sonra SAÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar ve Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi ve şair Prof. Dr. Nurullah Genç tarafından ‘Şiir ve Hayat’ söyleşisi gerçekleştirildi. Ali Seyyar, Hz. Peygamberin hayatından ve bütün mahlûkata sergilediği merhamet yaklaşımlarından örnekler gösterirken, şair Nurullah Genç, Hz. Muhammet için yazdığı “YAĞMUR” şiirini okudu. Gecede Adapazarı Tarihi Türk Müziği Topluluğu da sahne aldı. Türk Müziği Topluluğu sanatçıları birbirinden güzel ilahiler seslendirdi. Geceye katılan izleyiciler duygu dolu anlar yaşadı.

Kaynak:

http://www.adapazari.bel.tr/haber.php?id=1139&uk=16&ak=44&uk2=24
http://www.sakaryaaktuel.com/sakarya/kutlu-dogum-gecesi-duzenlendi.html

 


04 Nisan 2008 // Cuma

“Sevilen Çocuk Başarılı Olur”

 

 Kaynarca’da öğrenci velilerine yönelik gerçekleştirilen, “eğitimde anne babaya düşen görevler” konulu konferansta salonu anneler doldurdu. Babalar ise ilçenin haftalık cuma pazarında gezmeyi tercih etti.

 

Sakarya Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar Kaynarca’da öğrenci velilerine yönelik olarak "Eğitimde Anne Babaya Düşen Görevler" konulu bir konferans verdi.

 İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Belediye Düğün Salonu’nda düzenlenen konferansa kadınlar ilgi gösterirken az sayıda erkeğin katılması dikkat çekti. Seyyar’da konuşmasının başında kadınları eğitime gösterdikleri ilgi nedeniyle kutladı. Taraklı’nın bir köyünden Almanya’ya göç ettiklerini ve bu ülkede 25 yıl yaşadığını söyleyen Seyyar Almanca bir öyküyü kahramanlarına Türkçe isimler vererek anlattı.

“Kalbi kırılan çocuk şiddet uygulandığında ömür boyu anne veya babaya kırık kalır. İnsanın gelişimi ruh sağlığı için yaramazlıklarına rağmen çocuklarımıza kötü davranmamalıyız” diyen Prof. Ali Seyyar yaramazlıkların meraklı olmanın bir sonucu olduğunu vurguladı. Hayatından verdiği örneklerle çocukların dövülmesindeki yanlışlığa dikkat çeken Öğretim Üyesi, “Annesi tarafından dövülen annesine, babasına, öğretmenine güven duymayan bir çocuk başarılı olamaz. Çocukları cezalandırmak adına kurnazlık sergileyen yollar aramayın. Onlara güvenin. Örneğin kendilerinin giyinmesini izin verin” dedi.

Eğitimin yalnızca masa başında oturarak sağlanamayacağını belirten Ali Seyyar şöyle konuştu: “Eğitim birlikte düşünmektir. Biz çocuklarımızın ödevleri hakkında konuşarak bir kültürü yaşatmalıyız. Onları dinleyin ve özgüvenleri yerine gelsin. Çocuklarımızla yük yüze aktif iletişim kurun. Her gün en az yarım saat yüz yüze görüşmeyi ihmal etmeyin. Aşırı himayeci de olmayın Ortalamayı bulun. Anne babası tarafından sevilen çocuk hayatta başarılı olur.”

Konferansın verildiği Belediye Düğün Salonu’nu dolduran öğrenci velisi annelere karşın az sayıda babanın bulunmasını haftada bir gün kurulan pazara bağlayan öğrenci velisi İbrahim Kara, “Arkadaşlar Pazar da gezmeyi konferansa tercih ettiler” dedi. / Sedat Balta

Kaynak: http://www.kaynarcahaber.com/detay.asp?hid=792


 

31 Mart 2008 // Pazartesi

 

ALİ SEYYAR CİNNET OLAYLARINI DEĞERLENDİRDİ

 

Haber: Türkiye, politik gündemin geriliminden yakınırken, geçtiğimiz hafta tüm kamuoyunun tüylerini ürperten aile içi cinnet vakaları gündemi sarstı. Sadece 1 hafta içerisinde meydana gelen olaylar arasındaki benzerlikler, tuhaflıklar, insanın kanını donduran ayrıntılar, “Nereye gidiyoruz?”, “Bize ne oluyor?”, “Bu kadar mı vahşi çocuklar yetiştiriyoruz?” sorularına ve okullarda verilen eğitimin sorgulanmasına neden oldu. Son günlerde medyaya yansıyan vahşi cinayet haberleri, Allah (CC) korkusundan yoksun, tüm değerlerini kaybetmiş, yüksek öğrenim görmüş ancak manevi moralitelerini kaybetmiş bir gençliğin içinde bulunduğu acı duruma işaret ediyor.  Yıllardır, din eğitiminin eksikliğinden, çocuklardaki ahlaki ve manevi dejenerasyondan, İmam Hatiplerin kapısına kilit vurulmasından, inandığı şekilde giyinerek okumasına izin verilmeyen genç kızlardan bahsediliyor. Beşeri bilimlerin yanı sıra moral değerleri yükseltecek, çocukların içine Allah (CC) korkusu ve sevgisi aşılayacak, felsefi ve ahlaki derinliği artıracak dini eğitime ve sosyal bilimlere de öncelik verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Psikologlar genellikle, aile içi şiddet ve geçimsizliğin, anne ya da baba yoksunluğu ve parçalanmış, sağlıklı olmayan aile yapısının, çocuklarda saldırgan davranışlara neden olabileceğini vurguluyor.

(Ahmet Zeki Gayberi; Milli Gazete)

 

Prof. Dr. Ali Seyyar, son dönemlerde artan cinnet olaylarını, Milli Gazete’de yapılan bir röportajda değerlendirdi.

Röportajı Okumak İçin Tıklayınız>>>


22 Mart 2008

 

Ali Seyyar, “Korumalı İşyeri” Projesini Tanıttı

Marmara Çalışanlar Federasyonu tarafından organize edilen “Kurumsal Sosyal Sorumluluk – (KSS) -Konferansı”, 22 Mart 2008 Cumartesi günü İstanbul Ticaret Odası (İTO) ana sponsorluğu’nda gerçekleştirildi. Konferans, İTO Meclis Salonu’nda 5 ana başlık altında ve 5 oturum şeklinde yapıldı. Konferansın ardından Topkapı Eresin Otel’de düzenlenen gala gecesinde Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Projeleri lansmanları yapılarak, başarılı projelerin sahiplerine ödül verildi. Sürdürülebilir kalkınmanın önemli faktörlerinden biri olarak kabul edilen “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” kavramının Türkiye’de doğru şekilde hayata geçirilmesini amaçlayan konferansta katılımcıların karşılıklı olarak yeni iş bağlantıları kurmaları da hedeflendi. Konferansa 100’e yakın üniversiteden akademisyenlerin yanı sıra,  kamu sektöründen üst düzey bürokratlar ve özel sektör yöneticileri katılacak.

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Konferansı’na Prof. Dr. Ali Seyyar, Sakarya Alternatif Yaşam Derneği için hazırladığı “STK ve Özel Şirketler İşbirliği Çerçevesinde Özürlü İstihdamına Yönelik Korumalı İşyeri Projesi”ni II. oturumda bir sunumuyla tanıttı.

“Korumalı İşyeri” Projenin İçeriği (Özet):

2005 tarih ve 5378 sayılı Özürlüler Kanunun 14.maddesine istinaden hazırlanmış olan 30.05.2006 tarih ve (RG) 26183 sayılı Korumalı İşyerleri Hakkında Yönetmeliğe göre gerçek ve tüzel kişiler, normal işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlüler için meslekî rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak amacıyla korumalı işyeri açabilirler.

Çalışan sayısının büyükşehir belediye sınırları içinde en az 30, büyükşehir belediye sınırları dışında en az 15 olduğu ve çalışanlarının yüzde 75’ini özürlülerin oluşturduğu korumalı işyeri, İŞKUR il müdürlüğünün onayı ile açılabilmektedir.

STK’ların (vakıf senedi veya dernek tüzüğünde) amaçları arasında eğitim ve üretim faaliyetlerinin yer alması durumunda, STK’ların inisiyatifi ile bu gibi korumalı işyerlerinin açılması ve işletilmesi söz konusudur. Özellikle emek piyasasında iş bulamayan ve-fakat çalışmak isteyen özürlü işgücünün istihdamı, onların sosyal hayata katılımı açısından son derece önemlidir.

Korumalı işyerinde, gerek burada istihdam edilecek işyeri yöneticisi, eğitici personel, özürlü ve diğer personelin SSK primlerinin hazine tarafından ödenmesi gibi devletçe tasarlanan malî desteğinin yanında gerekli teknik desteklerin de sağlandığını düşünecek olursak, sosyal proje üretmek isteyen STK’lar için özellikle personel ve işletme maliyetleri açısından bir avantajdır. STK öncülüğünde oluşturulan bir korumalı işyeri, tercih edeceği üretim biçimine göre (montaj işçiliği) çoğu zaman özel sektörde faaliyet gösteren işletmelerle bir sosyal partner (paydaş) olarak işbirliği yapmak durumundadır.

STK’nın himayesinde ve organizasyonu altında açılan bir korumalı işyeri, aynı zamanda özel işletmelerin de sosyal sorumluluk üstlenmelerine vesile olmaktadır. Haddizatında özürlülerin istihdamı için korumalı işyerlerinin oluşturulması sosyal sorumluluk açısından STK’lardan çok şirketleri yakından ilgilendirmelidir. Ancak bu sosyal sorumluluk bilincinin özel sektörde de geliştirilmesi, dolaylı olarak STK’ların girişimciliği ile de sağlanabilir.

Ortak (STK ve İşletme) kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında değerlendirilmesi gereken projemiz, özürlü işgücüne uygun bir biçimde özel olarak düzenlenmiş olan korumalı işyerinin fizikî, sosyal ve meslekî özelliklerin (değerlendirme bölümü, üretim bölümü, sosyal servis) yanında projenin sürdürülebilirliği açısından işletmelerle (şirketlerle) yapılan protokoller çerçevesinde üretim, istihdam, yatırım, stok, dağıtım ve pazarlama (üretilen malları satın alınması) gibi işletmecilik faaliyetlerini de tanıtmaktadır.

Projenin Alt Başlıkları:

-         Korumalı İşyeri Nedir?

-         Türkiye’de Korumalı İşyeri Nasıl Tanımlanmaktadır?

-         Türkiye’de Korumalı İşyeri Nasıl Açılır?

-         Başvuru İçin İşverenden İstenecek Belgeler

-         Korumalı İşyerinde Çalıştırılacak Personelin (Özürlüler; İşyeri Yöneticisi; Eğitici Personel) Nitelikleri

-         Korumalı İşyeri Açma Projesinin Güçlü ve Zayıf Tarafları

-         Korumalı İşyeri Açma Projesini Avantajlı Hâle Getiren Yeni Gelişmeler (Tasarı Hâlindeki Kanunî Düzenlemeler)

-         Sosyal Sorumluluk Açısından STK’lara Düşen Görev

 


 

14-16 Mart 2008

 

 

ALİ SEYYAR

1. ULUSLARARASI SAĞLIK TURİZMİ KONGRESİ’NE KATILDI

 

Sağlık turizmi hizmeti veren kurum ve kuruluşların işleyişinin, standardizasyonunun belirlenmesinde, yurt içi ve yurt dışı araştırma, geliştirme ve çalışmalar yapma hedefini güden Salık Turizmi Geliştirme Derneği tarafından Antalya’da düzenlenen I. Uluslar arası Sağlık Turizmi Kongresine katılan Prof. Dr. Ali Seyyar, “Yaşlıların ve Engellilerin Sağlık Turizmindeki Yeri” hakkında bir sunumda bulundu. Ali Seyyar, sağlık turizminin çeşitlendirilmesi için, bakıma muhtaç olan veya kendi kendine yeterli olan yaşlılara ve özürlülere bakım merkezleri veya tatil köyleri gibi projelerin hayata geçirilmesinin önemine işaret etti. AB müzakere sürecini izleyerek, sağlık turizmi imkânların yaşlı ve özürlülere dönük olarak planlanması gereği üzerinde duran Ali Seyyar, turizm şirketlerinin bu özel pazara hazır olmalarını ve bunu bir fırsat olarak görmeleri gerektiğini söyledi. “Sorunları erken fark edenler ve çözüm odaklı yatırım yapanlar, uluslar arası turizm alanında da rekabetçi bir konuma gelebilir” diye Seyyar, sağlık turizmine ayrılan kaynakların belirli bir kesiminin özürlü ve yaşlılara ayrılması gerektiğini savundu.

Türkiye'de turizm etkinliklerinin bütün bir yıla yaygınlaştırılmasının mümkün olduğunu ifade eden Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği Başkanı Dr. Dursun Aydın ise bunun sağlık ve kongre turizmi gibi alternatif turizm dallarının geliştirilmesine bağlı olduğunu kaydetti. Sağlık turizmi denilince akla tedavi hizmeti, termal turizm, hasta ve yaşlı bakım hizmetleri geldiğini anlatan Aydın, Türkiye'nin imkânlarının, dünyada bu konuda söz sahibi olan Tayvan, Singapur ve Malezya gibi ülkelerden daha iyi durumda olduğunun altını çizdi.

 

Açılış Konuşmasına Katılanlar:

 

Sağlık Turizmi Hakkında

Sn. Dr. Aycan AKTAŞ, Sağlık Turizmi Platformu

Dernek Hakkında

Sn. Dr. Dursun AYDIN, Dernek Başkanı

Açılış Konuşması 

Sn. Başaran ULUSOY, TURSAB Başkanı

Açılış Konuşması 

Sn. Prof. Dr. M. Zeki Karagülle  Kongre Başkanı

Açılış Konuşması 

Sn. Prof. Dr. Necdet ÜNÜVAR Bütçe Plan Komisyon Üyesi

Açılış Konuşması 

Sn. Prof. Dr. Cevdet ERDÖL Sağlık ve Sosyal İşleri Komisyon Başk.

Açılış Konuşması 

Sn. Prof. Dr. Nihat TOSUN, T.C. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yrd.

Açılış Konuşması 

Sn. Alâaddin YÜKSEL, Antalya Valisi

Açılış Konuşması 

Sn. İsmet YILMAZ, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı

Sayın Bakanın Konuşması 

Sn. Eşref VAİZ, K. K. T. C. Sağlık Bakanı

Sayın Bakanın Konuşması 

Sn. Prof. Dr. Recep AKDAĞ, T.C. Sağlık Bakanı

 

 

 

SAĞLIK TURİZMİ AÇISINDAN YAŞLI TURİZMİ; 2.GÜN; (6. OTURUM)

 

Oturum Başkanı:

Prof. Dr. Ali SEYYAR

 

14:00-14:10

Dünyada Yaşlılık ve Yaşlıların Beklentileri

Yrd. Doç. Dr. Ümit ATEŞKAN, Atatürk Eğt. ve Araş. Hast. Geriatri Bölümü

14:10-14:20

Yaşlı ve Engelli Turizminin Sahil Turizmine Yansımaları

Kamil YÜCEORAL, Emekli Turizm Bakanlığı Müsteşarı

14:20-14:30

Avrupa’da Yaşlı Bakımı ve Bakım Maliyetleri

Dr. Kemal AYDIN, Türk Hollanda Sağlık Vakfı

14:50-15:00

Yaşlıların ve Engellilerin Sağlık Turizmindeki Yeri

Prof. Dr. Ali SEYYAR, Sakarya Üni. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

15:00-15:10

Dünyada Stress ve Yaşlı Turizminin Önemi

Louis MINSTER, Araştırmacı, MALTA

 

Daha Fazla Bilgi İçin Bkz.:

http://www.saglikturder.org/index.html

 

 

BASIN’DA SAĞLIK TURİZMİ KONGRESİ

 

"SAĞLIK TURİZMİNDEN 10 MİLYAR DOLAR KAZANABİLİRİZ"

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, dünya nüfusunun hızla yaşlandığını belirterek, "Türkiye, yaşlı ve engelli bakımını açısından son derece önemli bir konuma sahip. Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan ülkemiz, bu alanda dünyada önemli bir açığı kapatabilir" dedi. Bakan Akdağ, Sağlık Meslek Liseleri ve Meslek Yüksek Okulları'nın müfredatlarında yapılacak düzenlemelerle hasta ve yaşlı bakımı alanında kalifiye eleman yetiştirilmesinin sağlanacağını bildirdi. Ülke nüfusunun önemli bir kısmını 28 yaşın altındaki gençlerin oluşturduğuna dikkat çeken Akdağ, "Bu insanlardan yararlanmalıyız. Ülkemizin sahip olduğu kültürel altyapı, misafirperverliğimiz, yaratılanı yaratandan ötürü hoş gören anlayışımız bize sağlık turizmi alanında çok büyük avantajlar sağlamaktadır. Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor. Genç bir nüfusa sahip olan Türkiye tüm dünyaya gönlünü açmış durumdadır" diye konuştu.

Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği tarafından Antalya'da düzenlenen '1. Uluslararası Sağlık Turizmi Kongresi' sağlık ve turizm sektörü temsilcilerinin katılımıyla başladı. Sağlık turizmi konusunun her boyutuyla ele alınacağı kongrenin açılışına katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, günümüzde artık insanların başka ülkelerde de doktor seçme özgürlüğünü kullanmak istediklerini söyledi. Hükümet olarak son beş yıl içerisinde sağlık alanında çok ciddi bir dönüşüm programı uyguladıklarını belirten Akdağ, şöyle konuştu: "Son yıllarda özel sektör Türkiye'de sağlık alanında çok büyük yatırımlar yaptı. Ülkemizde verilen tıbbi hizmet Avrupa'daki akranlarının seviyesine ulaşmış durumdadır. Ülkemize artık tedavi olmak amacı ile yurtdışından çok miktarda hasta gelmektedir. Bakanlık olarak bize düşen özel sektörün önünü açarak gerekli yasal düzenlemeleri yapmaktır."

Türkiye'nin; doğal güzellikleri, iklimi, kültür zenginlikleri ve coğrafik konumuyla gerçek bir turizm cenneti olduğunu ifade eden Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği Başkanı Dr. Dursun Aydın da turizm faaliyetlerimizin deniz-kum-güneş üçgeninde 3-4 aya sıkışmasından yakındı.

Sağlık turizminin alternatif turizmin önemli bir dalı olduğuna işaret eden Aydın, şöyle devam etti: "Ülkemizdeki turizm faaliyetleri, tüm ülkeye ve 12 aya yayılması gerekmektedir. Bu bağlamda, alternatif turizmin geliştirilmesi zorunludur. Sağlık turizmi; alternatif turizmin önemli bir dalıdır. Çünkü dünyada yaşlı nüfus ve kronik hastalıklar artmakta, buna paralel olarak tedavi maliyetleri de yükselmektedir. Sağlık turizmi alanında ülkemizin, elinde büyük bir potansiyel bulunmasına rağmen, bu pazardan ancak yüzde 1'in altında pay alıyor."
Aydın, Türkiye'deki hastaneler, termaller ve yaylaların yurtdışında özellikle Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde tanıtıldığı takdirde, ekonomiye yıllık ortalama 10 milyar dolar girdi sağlanabileceğini kaydederek, bu bölgelerden özellikle kaplıca, estetik cerrahi, organ nakli, diş tedavisi, tüp bebek ve fizik tedavi bölümlerine çok büyük bir talep geldiğini aktardı.

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy ise SPA ve termalin, kongre ve kültür turizminin yanında önemli bir alternatif turizm çeşidi olduğunu dile getirdi. Ulusoy, 500 milyon dolarlık yatırımın sağlık turizmine önemli katkı sağlayacağını vurguladı.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Tosun da dünyada son yıllarda yaşanan gelişmeler neticesinde sağlık turizmi alanında Türkiye'nin ön plana çıktığını söylerken TBMM Sağlık İşleri Komisyonu Başkanı Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl de yaptığı konuşmada, "Son birkaç yıl içinde hükümetin aldığı kararlar neticesinde çok fazla sayıda hasta ülkemize gelmeye başlamıştır" dedi.

Toplantıya katılan Antalya Valisi Alaaddin Yüksel, önümüzdeki yıllarda dünya genelinde 1,5 milyar insanın seyahat edeceğine dikkat çekerek, bu endüstriden alınan payın artırılması gerektiğini kaydetti. Yüksel, spor, kongre ve sağlık turizminin alternatif turizm alanları olduğunu sözlerine ekledi. http://www.bizimantalya.com/saglik_turizmi_tartisiliyor-7597.html

 

 

SAĞLIK TURİZMİ ANTALYA’DA TARTIŞILIYOR

 

Antalya’da 14-17 Mart tarihleri arasında düzenlenecek 1. Sağlık Turizmi Kongresi’nde sektörün gelişmesi için atılabilecek adımlar tartışılacak.

Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği Başkanı Dr. Dursun Aydın, düzenlediği basın toplantısında, ülkede turizm sezonunun 4 aya sıkıştırılması nedeniyle ekonomik yönden yeterli kazanç elde edilemediğini söyledi. Türkiye’de turizm etkinliklerinin bütün bir yıla yaygınlaştırılmasının mümkün olduğunu ifade eden Aydın, bunun sağlık ve kongre turizmi gibi alternatif turizm dallarının geliştirilmesine bağlı olduğunu kaydetti. Sağlık turizmi denilince akla tedavi hizmeti, termal turizm, hasta ve yaşlı bakım hizmetleri geldiğini anlatan Aydın, Türkiye’nin imkânlarının, dünyada bu konuda söz sahibi olan Tayvan, Singapur ve Malezya gibi ülkelerden daha iyi durumda olduğunun altını çizdi.

Sağlık turizminin hem tedavi ve hem de tatil yönlerinin birlikte ele alınıp geliştirilmesi gerektiğini belirten Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dünyada sağlık turizm alanında dönen 100 milyar dolarlık cironun yarısından fazlasını Uzak Doğu ülkeleri alıyor. Büyük bir potansiyel olmasına rağmen Türkiye bu pazardan yüzde 1’in altında pay alıyor. Eğer tedavi hizmeti, termal turizm ile hasta ve yaşlı bakım hizmetleri bir arada paket olarak düşünülüp pazarlanırsa, bizimle hiç bir ülke rekabet edemez. 2-3 yıl içinde dünyadaki turizm potansiyelinden yüzde 10’luk payı alıp, 10 milyar dolar kazanabiliriz."

Gereken atılımın yapılabilmesi için teşvik imkanları ve alt yapının geliştirilmesi ve iyi bir planlama yapılması gerektiğini kaydeden Aydın, bunun için de devlet, özel sağlık sektörü ve turizmcilerin bir araya gelmesinin önemine işaret etti. Bu amaçla Antalya’da 14-17 Mart tarihleri arasında 1. Sağlık Turizmi Kongresi’nin düzenleneceğini bildiren Aydın, uluslararası kongreye hükümet yetkililerinin yanı sıra yerli ve yabancı yatırımcılar, sigorta şirketleri ve sağlık alanından yetkililerin katılacağını söyledi.

Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilgisinin büyük olduğunu kaydeden Aydın, Türkiye’de yabancı doktorların çalışmasına imkân tanıyan düzenlemenin yasalaşmasının sağlık turizminin gelişmesine büyük katkı sağlayacağını savundu. Bir soru üzerine, yabancı doktorların Türkiye’de çalışabilmesinin sağlık turizmiyle yakından ilgisi bulunduğunu ifade eden Aydın, bir çok yabancı yatırımcının kendi doktorunu getirebilmesi koşuluyla Türkiye’de yatırım yapmak istediğini söyledi. Aydın, "Yabancı doktorların Türkiye’de çalışabilmesi için yasa çıkarsa, bir yıl içinde birçok yabancı yatırımcı ilk kazmayı vurur" diye konuştu.

Son yıllarda getirilen düzenlemeyle yatırımcılara teşvik için 50 yıllığına ücretsiz arsa tahsisi de sağlandığını anlatan Aydın, özellikle Arap sermayesinin Türkiye’de yatırıma sıcak baktığını belirtti. Aydın, 1 Şubat’ta yürürlüğe giren güzellik salonlarıyla ilgili yönetmelikle sağlık kuruluşu adı altında faaliyet gösterecek termal tesislerde doktor çalıştırılmasının da zorunlu hale getirildiğini söyledi. (Kaynak: Dünya Gazetesi) www.dunyagazetesi.com


 

03 Mart 2008

Ali Seyyar, “Canda Özür Olmaz” (AKRA FM’) Programına Konuk Oluyor

 

“Canda Özür Olmaz”, engellilerin sorunlarını gündeme taşıyıp çözüm önerileri sunmayı amaçlıyor. Engelliler üzerine çalışmalarıyla tanınan Mustafa Öztürk’ün hazırlayıp sunduğu programda; engellilerin eğitimi ve istihdamı, engellilerin kanuni hakları, engellilerle iletişim yöntemleri, engellilerin bakımı ve rehabilitasyonu, engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki sorunlar masaya yatırılıyor.
Programda engellilerin hayatlarını kolaylaştıracak bilgilere de yer veriliyor. Canda Özür Olmaz, Salı saat 14.10’da, Pazar ise saatler 19.00’u gösterdiğinde AKRA FM’de diğergâm dinleyicilerle buluşuyor.
 

Programın Sesli Arşivi İçin Tıklayınız
http://www.akradyo.net/radyo.asp?p=anaframe.asp#
 

“Canda Özür Olmaz”, Program Yapımcı Mustafa Öztürk Hakkında:

 

01.03.1962 Ağrı'nın Taşlıçay ilçesinde doğdu. Çocukluk yılları Ağrı'da gençlik yılları(1979'dan itibaren) Sakarya'da geçti Mustafa ÖZTÜRK İşletme eğitimi aldı.
       Toplumda özürlü bilincinin oluşmasına katkı sağlamak amacıyla Canda Özür olmaz 1-2 Hayatın Rengi,1-2 kitapları (Canda Özür Olmaz 2 ve Hayatın Rengi 2,görme engelliler için sesli kitap olarak hazırlanmıştır.) yayınlanmıştır. Ayrıca "BİZANTİON"( 5.yy İstanbul) adlı sanat tarihi kitabının da yazarıdır.
        Gazete ve dergilerde çeşitli makaleleri yayınlanan Mustafa Öztürk, aynı zamanda toplumda özürlü bilincinin oluşmasına katkı yapmayı amaçlayan "CANDA ÖZÜR OLMAZ" ve sanat kültür edebiyat içerikli "HAYATIN RENGİ" Radyo programlarını hazırlayıp sunmaktadır.(103,2 Özelfm'de)

 

Kişisel web sitesi:

http://www.mustafaozturk.com.tr

 

 


 

28 Şubat 2008

Ali Seyyar’dan RADİKAL ve MİLLİYET Gazetelerine Cevap

Ali Seyyar, halkın doğru bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi adına bilimsel duyarlılığın ve sosyal sorumluluğun bir gereği olarak RADİKAL ve MİLLİYET gazetelerinde 26.02.2007 tarihinde “ENGELLİLERE (DEVLETTEN) 'MİLLİ SEKS' TAVSİYELERİ” başlığı altında verilen haberin yol açtığı mahzurları ve yanlış anlamaları bertaraf etmek adına 27.02.2007 tarihinde CİHAN AJANS vasıtasıyla cevap vermiştir. Ali Seyyar, kutsal ve manevî bir anlam taşıdığına inandığı “MİLLΔ kelimesini “SEKS” kelimesi ile birlikte hiçbir surette kullanmadığını, “Millî Seks” tabirinin RADİKAL tarafından uydurulduğunu beyan etmektedir.

Ali Seyyar, haber konusu olan makalesinin zihinsel özürlülerin cinsel eğitimine yönelik öneriler kısmında basınla ilgili olarak şunları tavsiye etmektedir: “Medya, sosyal sorumluluk anlayışı içerisinde, millî kültürümüze ve toplumsal değerlere ters düşmeyecek tarzda ailenin önemine vurgu yaparak (özel) cinsel eğitime destek vermelidir”.

Ali Seyyar, RADİKAL ve MİLLİYET gazetelerinin, “zihinsel özürlülerin cinsel eğitimi” gibi çok hassas bir konuda sosyal sorumluluk bilinci içinde hareket etmediklerine inanmaktadır. Yazara ait olmayan “MİLLÎ SEKS” gibi bir başlığın atılmasıyla, hem yazarın fikrî emeğine saygısızlık gösterilmiş, manevî şahsiyeti rencide edilmiş, hem de konu saptırılarak, halkın yanlış anlamasına yol açmıştır.

Ali Seyyar, konunun iyi anlaşılması bakımından, basında çıkan haberlerin yanında haber konusu olan makalenin bütünü bu sitede yer vermektedir.

 

 

* * *

 

 

ENGELLİLERE 'MİLLİ SEKS' TAVSİYELERİ

(Radikal)

 

DEVLETTEN 'MİLLİ SEKS' TAVSİYELERİ

(Milliyet)

Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesinden engellilere cinsellikle ilgili öğütler: Fizyolojik ve psikolojik sağlığınız için gusül abdesti alın. Cinsel yaşamınızı milli kültüre uydurun

ANKARA - Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar'ın 'Özürlülere Adanmış Sosyal Politika Yazıları' isimli kitabında birbirinden ilginç 'bilgiler' veriliyor. Seyyar kitabında zihinsel özürlülerin 'dinin gereği olarak' gusül abdesti almalarının fizyolojik ve psikolojik sağlıklarına 'son derece önemli katkılar sağlayacağını' ve 'kişinin gusletmeyi bir vazife olarak algılaması halinde şehvani duyguların kontrol altına alınması'nın kolaylaşacağını savunuyor. Ayrıca cinsel ihtiyaçların giderilmesine yönelik yöntemlerden sadece 'milli kültürümüze uygun olanları' tavsiye ediyor.
Kasım 2003 tarihinden beri Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesi olan Prof. Dr. Seyyar'ın, 'Özürlülere Adanmış Sosyal Politika Yazıları' kitabındaki 'Türkiye'de Zihinsel Özürlüler ve Cinsel Eğitim' başlıklı makalede özetle şu görüşlere yer veriliyor:
"Uyku halinde veya uyanıkken iradi olarak cinsi zevk vererek veya alarak şehvetle meninin gelmesi durumunda zihinsel özürlünün cünüp duruma düştüğünü bilmesinde fayda vardır. Bu durumda kişinin, dinin bir gereği olarak bir an önce cünüplükten kurtulması, yani gusletmesi (boy abdesti alması) gerekmektedir. Gusül insanın fizyolojik ve psikolojik sağlığına son derece önemli katkılar sağlamaktadır. Cünüplüğün vücutta getireceği yorgunluk ve gevşeklik gusülle giderilmektedir. Bunun sebebi, kan dolaşımının boy abdesti sayesinde düzene girmesidir. Diğer taraftan kişinin gusletmeyi bir vazife olarak algılaması halinde şehvani duyguların kontrol altına alınması (cinsel disiplin) da kolaylaşmaktadır."

'Evlilik dışı ilişki psikoloji bozar'
Prof. Dr. Seyyar'ın kitabında dikkat çektiği konulardan biri de evlilik dışı ilişkiler:
"Evlilik dışı veya birden fazla değişik kişilerle kurulan cinsel ilişkiler, cinsel hayatın manevi ve estetik boyutunu zedelediği gibi, kişiler arası sevgi ve şefkat ilişkisinin gelişmesini de önlemektedir. Dolayısı ile aile yuvası atmosferinden uzak olan bu gibi ilişkiler, kişilerin fıtri, psiko-sosyal gelişmelerini de engellemektedir. Hangi gerekçe ile savunulursa savunulsun, evlilik öncesi veya sonrası için teşvik edilen özgürleştirilmiş cinsel hayat, hem toplumsal ahengi bozmakta, hem de fuhşun yayılmasına yol açmaktadır. Evlenmeye aday zihinsel özürlüler kuracakları yuvada başarılı olabilmeleri için mümkün mertebe (zihinsel) özürlü olmayan kişilerle veya bedensel özürlülerle evlendirilmelidir."
Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. Seyyar kitabında milli seks vurgusu da yaptı: "Hangi sosyal gruba yönelik olarsa olusun cinsel ihtiyaçların giderilmesine yönelik yöntemlerden sadece milli kültürümüze ve medeniyetimize uygun olanlar tavsiye edilmelidir. Dolayısı ile toplumsal değerlerimizin de öngördüğü aile modelinin bugünün imkânları ve ihtiyaçları ile uyumlu örneğini oluşturmaya ve geliştirmeye yönelik sosyal politikalara ağırlık verilmelidir." TARIK IŞIK: (26/02/2008 Radikal Gazetesi; Milliyet Online)

 

* * *

 

ZİHİNSEL ÖZÜRLÜLER MAKALESİ ÇARPITILDI

Özürlüler ile ilgili önemli çalışmalarıyla tanınan ve 20'nin üzerinde kitabı bulunan Sakarya Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, zihinsel özürlüleri cinsel istismardan korumaya yönelik 3 yıl önce yazdığı bir makale, bazı gazeteler tarafından son günlerdeki tartışmalara alet edilerek çaptırıldı. Bakıma muhtaç özürlülerin sosyal güvence kapsamına alınmasında 2005 yılında Özürlüler Kanunu'nun çıkmasında akademik katkıları olan Seyyar'ın Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu Üyesi kimliğini ön plana çıkartan gazeteler, yazıyı saptırarak 'Devletten seks tavsiyeleri', 'Milli seks önerileri' başlığı altında verdi. Bilimsel bir çalışmanın manipüle edilerek bu şekilde gündeme getirilmesinden büyük üzüntü duyduğunu belirten Seyyar, 3 yıl önce yazdığı 'Özürlülere Adanmış Sosyal Politika Yazıları' isimli kitabında, bahsedilen tabirleri kesinlikle kullanmadığını söyledi. 3 yıl boyunca konuya ilişkin herhangi bir bilimsel itirazın olmadığı, makalenin mevcut konjonktür ikliminde gündeme getirilmesinin manidar olduğunun altını çizen Sayar, şöyle konuştu:

"Magazin jargonu ile halkta infial oluşturma gayesi güden haberde bilimsel bir makalenin bütüncül izahları yerine, kısmen yapılan alıntılarla sansasyonel bir başlık atılmıştır. Bu tarz bir çarpıtma ve başlıkla, devletin kurumlarını hedef alacak bir malzeme halinde sulandırarak haber yapılması, bilime, özürlülere, ailelerine, devletin kurumlarına ve şahsıma yapılmış bir hakaret niteliği taşımaktadır. Son dönemlerde provakatif çıkışlar yapmak isteyen bir takım çevrelerin, 'bulanık suda balık avlama' amacının malzemesi yapılmak istenen makaleme maksatlı yakıştırmalarla gündeme taşınırken, milli kültürümüz, medeniyetimiz, toplumsal değerlerimiz gibi atıfta bulunduğumuz değerler de hafife alınmıştır. Genel olarak özürlülerimiz ve ailelerimiz açısından ele alındığında haberde işleniş biçimi ile çarpıtılan konulara ne kadar uzak bilinçsiz ve aşağılayıcı olduğu ortaya çıkmaktadır."

Özürlüler Yüksek Kurulu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nca kendisine bu konuyla ilgili herhangi bir makale veya çalışma talebi olmadığını dile getiren Seyyar, bahse konu makale, 3 yıl önce tamamen bilimsel bir sonuç olarak kaleme aldığını hatırlattı. Zihinsel özürlülere yönelik cinsel istismarla ilgili her gün basında haberlerin yer aldığına dikkat çeken Seyyar, makalesinde, bunun önüne geçilmesi için bazı tavsiyelerin yer aldığını vurguladı.

Seyyar "Özürlülükte kontrol edilemeyen davranışları kontrol altına almak, aklın, bilimin ve vicdanın kabulleri doğrultusunda bir takım telkinlerle ve ısrarlı tekrarlarla sağlamak, hem özürlünün sosyal adaptasyonu, hem kişisel yetilerin geliştirilmesi, hem de aile ve çevrenin anti sosyal ve psikolojik sıkıntılardan kurtulması açısından çok önemlidir. Bu telkinler dini içerikli olabilir, örfi olabilir veya bilimsel bir bulguya dayanabilir. Burada dikkate alınması gereken husus, özürlüye yararlı olabilecek bir bireysel ve sosyal davranışın kazandırılmasıdır." şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Ali seyyar, özürlülerin yaşadığı cinsel sorunlar ve ailelerinin yaşamış olduğu cinsel odaklı sorunların çözümünde geleneksel kazanımların hiçe sayan, bilimsel çalışmaları yok sayan ve esasen bu dezavantajlı kesimi kullanarak maksatlı hareket eden haberleri kınadığını sözlerine ekledi.

(27 Şubat 2008, Çarşamba Cihan Ajans ve ZAMAN On Line; Adapazarı Gazetesi; 28.02.08)

* * *

 Haber Konusu Olan Makalenin Tam Metni İçin Tıklayınız:


 

 

03-04 Kasım 2007

Sosyal Bilimci Ali Seyyar, Din Hizmetleri Sempozyumu’na Katıldı
 
T.C. BAŞBAKANLIK; DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI tarafından düzenlenen  “I. Din Hizmetleri Sempozyumu”na sosyal ve manevî bilimlerle ilgili iki interdisipliner tebliğ ile katılan Prof. Dr. Ali Seyyar, sosyal hizmet alanında bakıma muhtaç özürlülere dönük manevî bakım hizmetinin önemini anlattı.. Isparta Üniversitesi; İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Saadettin Özdemir ile birlikte sunulan diğer tebliğde İlahiyat Fakültelerinde “Manevî Sosyal Hizmetler Bölümleri”nin açılmasının gereği üzerinde duruldu.

Ali Seyyar’ın Makaleleri Okumak İçin Tıklayınız:

Seyyar, Ali; Bakıma Muhtaç Özürlülere Dönük Manevî Bakım Uygulamaları; Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Dairesi; I. Din Hizmetleri Sempozyumu (Bugünü ve Geleceği); Ankara-Kızılcahamam; 03-04 Kasım 2007.

 

Seyyar, Ali; Özdemir; Saadettin; “AB Sürecinde Türkiye’de Dinî Sosyal Hizmetlerin Önemi (Türkiye-Almanya-Örneği); Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Dairesi;  I. Din Hizmetleri Sempozyumu (Bugünü ve Geleceği); Ankara-Kızılcahamam; 03-04 Kasım 2007.

 

Din Hizmetleri Sempozyumu’na Katılan Üyeler, Topluca Bir Hatıra Fotoğraf Çektiler

 

SEMPOZYUMUN GEREKÇESİ
Türkiye’de din hizmetlerinin tarihî süreçte büyük aşamalardan geçerek bugünlere geldiği bilinmektedir. Değişen dünyamızda kullanılan geleneksel yöntemlerin yeni imkanları da kullanarak, geliştirilmesi, hizmetlerin hızlı, etkin bir şekilde mümkün olan en geniş alana yayılması zarureti açıktır. Diyanet İşleri Başkanlığı, personel, altyapı ve yasal görevleri itibariyle Türkiye’de din hizmeti sunan yegane kurumdur. Mevcut insan kaynakları ve alt yapısıyla din hizmetlerini tüm vatandaşlarımızın beklentilerini karşılayabilecek seviyede sunabilme ve bu konuda diğer İslam ülkelerine örneklik teşkil etme potansiyeline sahiptir. Bu amaçla periyodik olarak yapılacak bilimsel etkinlikler, bir taraftan Diyanet İşleri Başkanlığının mevcut potansiyelini daha da güçlendirirken öte yandan ana hizmet alanlarına da yeni açılımlar ve önemli katkılar sağlayacaktır.
SEMPOZYUMUN AMACI
1) Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülen din hizmetlerinin, organizasyonu, personel durumu, metotları, uygulamaları ve sonuçları açısından bir değerlendirmesini yapmak,
2) Din hizmeti kavramının ülkemizde ve dünyada ifade ettiği anlamlar ve bu ad altında yapılan faaliyetlerin mukayeseli bir karşılaştırmasını yapmak,
3) Ülkemizde yaşanmakta olan sosyal değişimler neticesinde oluşan yeni toplumsal yapıya uygun hangi hizmetlerin yapılması gerektiği konusunda akademik çevrelerin görüşlerini almak,
4) Pratik din hizmetleri alanında mevcut teknik gelişmelerden yararlanma yolları konusunda yeni öneriler geliştirmek,
5) Diyanet İşleri Başkanlığının yeni toplumsal taleplere vereceği cevapları üretmede takip edeceği politikalara ışık tutacak önerilerin ortaya çıkmasını sağlamak,
6) Din hizmetleri alanında yaşanan sorunların ortaya konulması ve tartışılmasını sağlamak.

 

SEMPOZYUM İLE İLGİLİ HABERLER

 

 

Din eğitimi konusunu önyargısız tartışalım

Bardakoğlu, din eğitimi konusunun her şeyden önce ön yargısız bir şekilde tartışmaya açılması gerektiğini söyledi

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, sempozyumda 100'e yakın bilim adamının biraraya geleceğini söyledi

ASLIHAN A. KARATAŞ/ANKARA
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, toplumun din eğitimi ihtiyacının tam olarak karşılanamadığına dikkat çekerek, “Bu konuda ilk yapılacak şey din eğitimi ihtiyacının nasıl karşılanması gerektiğini tartışmaktır. Din eğitimi konusuna önyargısız olarak yaklaşmalı, tartışmalı ve her türlü fikre açık olmalıyız” dedi. 1. Din Hizmetleri Sempozyumu'na katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Başkanlığın din kurumu değil , sadece din hizmetleri verdiğini belirterek, “Hızla değişen bir toplumda yaşıyoruz. Eskiden gördüğümüz ve devraldığımız geleneklerle din hizmetlerini sürdürmek yerine, yeni yüzyılın ihtiyaçlarına göre insanlarımıza yeni usüllerle, iletişim araçlarıyla din hizmetini sunmak durumundayız” dedi.

DİN HEPİMİZİ İLGİLENDİRİR

Bardakoğlu, din eğitimi konusuyla ilgili bir soru üzerine Anayasa'nın 24. maddesinin din eğitimi konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı'na verdiği görevi hatırlatarak, bu görevin cami hizmetleri ve Kur'an kursları kanallarıyla yerine getirildiğini söyledi. Din eğitimi ihtiyacını karşılayan başka bir kurumun olmayışına dikkat çeken Bardakoğlu, şöyle konuştu: “Toplumun din eğitimi ihtiyacını bir realite olarak görüp, bunun nasıl karşılanması gerektiğini tartışmak gerekir. Ön yargısız olarak, kimseyi itham etmeden, mahkum etmeden.” Tartışmaların kurumları yıpratmadan yapılması gerektiğini ifade eden Bardakoğlu, dinin herkesin ortak bağı olduğunu sözlerine ekledi. Bardakoğlu, Kur'an kurslarındaki 12 yaş sınırıyla ilgili bir soru üzerine ise, “ Yaş 15 olsun ya da 10 olsun diyenler olabilir. Biz de toplumun tartışmasından istifade ederiz. Bu konuda kararı verecek olan Diyanet İşleri değil, siyasi iradedir, yasama organıdır. Biz ise sadece görüşlerimizi paylaşırız” dedi.

04.11.2007 Yeni Şafak

 

Bardakoğlu: Din eğitimi tartışılmalı

 

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Kızılcahamam Patalya Otel'de gerçekleşen 1.Din Hizmetleri Sempozyumu'nun açılışına katıldı.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, yaz kuran kurslarındaki yaş sınırı dahil, din eğitimi ile ilgili her türlü konunun toplumun tüm kesimleri tarafından ön yargılardan uzak bir şekilde tartışılması gerektiğini söyledi. Diyanet İşleri Başkanlığı dışında toplumun din eğitimi ihtiyacını karşılayan başka bir kurum bulunmadığının altını çizen Bardakoğlu, bu anlamda verilen hizmetin ise yeterli olmadığını söyledi.

"Diyanet İşleri Başkanlığı din kurumu değil, din hizmeti kurumudur." diyen Bardakoğlu, amaçlarının topluma din hizmetini en iyi şekilde vermek olduğunu söyledi.
Sempozyuma 100'ün üzerinde bilim insanı katılacağını, 75 tebliğin tartışılacağını belirten Bardakoğlu, verilen din hizmetinin masaya yatırılacağını aktardı. Bardakoğlu, "Topluma daha iyi, etkin, kuşatıcı, güler yüzlü din hizmetini nasıl sunarızı tartışacağız" diye konuştu.

Din eğitiminin de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görev alanına girdiğine dikkat çeken Bardakoğlu, bu çerçevede camilerdeki vaaz ve hutbeler ile yaz Kur'an Kurslarına değindi. Yaz Kuran Kursları'na yaklaşık 1.5 milyon çocuğun katıldığını belirten Bardakoğlu, "Çocuklarımız buralarda sadece Kuran öğrenmiyor. İyi insan, iyi evlat, iyi komşu, iyi vatandaş olmayı da öğreniyor. Ama bu faaliyetlerin toplumun din eğitimi ihtiyacının tamamını karşıladığını söyleyemeyiz. Şu anda toplumun din eğitimi ihtiyacını karşılayan başka bir kurum da yok." şeklinde konuştu.

Toplumun din eğitimi ihtiyacının bir realite, sosyal olgu olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Bardakoğlu, "Bunun nasıl karşılanması gerektiğini tartışmalıyız. Din eğitimi konusuna ön yargısız olarak yaklaşmalı, her türlü fikre açık olmalıyız." dedi.

"Din eğitimi nasıl olmalı?" sorusuna cevap aranması gerektiğini dile getiren Bardakoğlu, "Kimse kimseyi itham etmeden, hiçbir kurum mahkum edilmeden sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturmalıyız. Kurumları yıpratmadan, ön yargıların esiri olmadan tartışmalıyız. Din hepimizin ortak payı ve değeridir." ifadesini kullandı.

Din konusunun toplumu oluşturan her ferdi yakından ilgilendirdiğinin altını çizen Bardakoğlu, "Toplumu din eğitimine karşı ve taraf olanlar diye iki kutuplu düşünürsek, gösterirsek olayı anlamamış oluruz. İnsanların bireysel olarak dinin şurasıda ya da burasında yer alması önemli değil." dedi.

Bardakoğlu, bir gazetecinin "Avrupa'da din eğitimi anaokulundan başlıyor. Türkiye'de yaz Kuran kurslarında 12 yaş sınırı var" şeklindeki sözleri üzerine ise, "Din eğitimini kimler almalı, nerede almalı, nasıl almalı?. Bu önyargısız tartışılsın. Mesela (Bu sınırlar gereklidir) diyenler olabilir, (gerekli değil) diyenler olabilir. Yaş sınırı 12 değil de 15 olsun, ya da 10 olsun diyenler olabilir. Toplum tartışır. Biz de bu tartışmalardan ayrı ayrı istifade ederiz. Ayrıca bu konuda karar verecek olan Diyanet İşleri Başkanlığı değildir. Siyasi iradedir, yasama organıdır. Bize görüş sorarlarsa bizde o konuda toplumun ortak taleplerini ve o konudaki ihtiyaçlarını ifade ederiz. Biz kişisel kanaatlerimizden ziyade, toplumun genel ihtiyaçlarını ve sorunlarını aktarırız." diye konuştu.

Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Yasası'nın 2008 yılında çıkmış olacağını ümit ettiğini söyledi. "Biz yasamanın da, siyasetin de dışındayız." diyen Bardakoğlu, ilgili mercilerin yasaya son şeklini vereceğini kendilerinin de konuyla ilgili görüşlerini bildireceklerini aktardı.

CİHAN


 

 

05 Ekim 2007 Cuma

ALİ SEYYAR, Samanyolu TV “İftar Zamanı” programında REHA YEPREM’in konuğu oldu

Reha Yeprem’in misafiri olarak İFTAR ZAMANI programına katılan Prof. Dr. Ali Seyyar, bakıma muhtaç özürlü ve yaşlıların sosyal haklarına vurgu yaparak, sosyal ve manevî bakımın önemine işaret etti. ŞEFKATLİ ELLER YAYINLARI’ndan çıkan yeni kitaplarının da tanıtıldığı programda Ali Seyyar, maneviyatın bakıma muhtaç kişilerin mutluluğu için önemli bir kaynak olduğunu ve bundan dolayı da manevî sosyal hizmetlerin kurumsallaşması ve yaygınlaşmasının gerektiğinin altını çizdi.


04 Ekim 2007 Perşembe

Ali Seyyar, Karamürsel’de Özürlülere Moral Dağıttı

ENGELLİLER VE AİLELERİNE Karamürsel Müftülüğü, Karamürsel Din Görevlileri Derneği ve Özel Ailem Rehabilitasyon Merkezince İftar Verildi

Ramazan ayının son günleri iftar proğramlarıda yoğunluk kazanıyor. Bazı iftarlar var ki bir başka lezzet akıyor. Sadece yemeği değil mutluluğu ve hüznü bölüşmek, ulaşılmazlara ulaşmak, engellilerle buluşmak ramazanın ruhunu, inceliğini yaşatıyor. Dün gece Belediye Karamürsel Belediye Kültür merkezinde yapılan iftar programı da birçok güzelliği ve özelliği ile anılacak bir etkinlikti. Karamürsel Müftülüğü, Karamürsel Din Görevlileri Derneği ve Özel Ailem Rehabilitasyon merkezince düzenlenen “Engelli ve Ailelerine İftar programı” beklenenin üzerinde bir katılımla gerçekleşti. Özel Ailem Rehabilitasyon Merkezi öğrenci ve velileri, İşitme engelliler Okulu öğrencileri, Gazanfer bilge çocuk yuvası öğrencileri, Karamürsel ve çevresinde ikamet eden her sınıf engellinin buluştuğu iftar programına ayrıca özürlüler ile ilgili çalışmaları ile tanınan, Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı Kurum danışmanı, Sakarya Üniv. Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali SEYYAR da onur konuğu olarak katıldı.

Prof. Dr. Ali SEYYAR Anlamlı Bir Konuşma

Karamürsel müftüsü Abdülcelil ÇAKAR’ın hoş geldiniz konuşmasından sonra, kendisine ayrılan kısa zaman içinde dolu dolu mesajlar veren Prof. Dr. Ali SEYYAR ilgiyle dinlendi. Konuşmasında “ Sosyal ve bilimsel ilimlerin gözüyle özürlü dezavantajlıdır. Fakat İslâmiyetin perspektifinde ise özürlüler en avantajlıdır. Engelli, hasta, yaşlı ve fakir kimseler manen daha zengin ve Rableriyle bağlantılıdırlar. Engellilere tavsiyem 4 T kuralını uygulamalarıdır. Bunlar Tevekkül, Tahammül, Teslimiyet ve Teşekkürdür” dedi. Özürlüler ile ilgili sosyal politika ve sosyal güvenlik bağlamında akademik çalışmalar yapan Ali SEYYAR konuşmasına şöyle devam etti “Din yolunda her türlü sıkıntı ve meşakkate katlanmada öncü olan Sahabelerin hastalık ve bedensel özürlerine de aktif sabır gösterdiklerini temel alarak, ayrıca peygamberimizin özürlülere yaklaşımı ile ilgili ilahi mesajlar aldığını dile getirdi. Peygamberimiz özürlülere ile şakalaşmış, onların sosyal hayata katılımlarını sağlayan kolaylıklar getirmiş, mesleki anlamda ve istihdam boyutuyla yeni imkânlar sağlamıştır. Mesela Hz. Abdullah’a hem Müezzinlik hem de yöneticilik görevi vermiştir. Bacağından sakat olan Hz Muaz bin Cebel, bizzat peygamberimiz tarafından yemen valisi olarak tayin edilmiştir’’ dedi. Konuşmasına Peygamber efendimizin şefkat politikalarından örnekler sunan Ali SEYYAR davete duyduğu memnuniyeti dile getirerek organizasyon sahiplerine ve özellikle katılımcılara teşekkür etti. İftara 300 civarında davetli katıldı. (Karamürsel Yerel Basın; haberler.bizden@hotmail.com)


 

23 Eylül 2007 Pazar

Ali Seyyar, ZAMAN Gazetesine Konuk Oldu….

(23 Eylül 2007-Zaman Gazetesi-Pazar Eki-Gündem; Sayı 43)

Özürlü sahabilerin kitabı yazıldı

Ali Seyyar: “Peygamberimiz engelli sahabilere pozitif ayrımcılık uygulamıştı”

 

H.SALİH ZENGİN

Bugüne değin sahabilerin hayatına ilişkin birçok kitap okumuş ve onlarla ilgili pek çok kıssa dinlemiş olabilirsiniz. Ancak Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) döneminde yaşayarak O’nu gören ve sohbetlerinde bulunan sahabilerden bir kısmı var ki diğer sahabilerden oldukça farklı.

Hatta bir kısmı Peygamberimiz’i ‘görememişler’ bile. Bu sahabilerin diğer sahabilerden fizikî olarak farklılıkları ortopedik ve görme özürlü olmalarına dayanıyor. Prof. Dr. Ali Seyyar, biri hanım olmak üzere 28 engelli sahâbinin hayatını ve Peygamberimiz’in onlara yaklaşım biçimini “Yıldızlar Engel Tanımaz-Bedensel Özürlü Sahâbilerin Hayatı” isimli kitabında bir araya getirdi.

“Peygamberimiz’in vefatına yakın en az yüz binin üzerinde sahabi yaşıyordu. Bugün olduğu gibi o dönemde de toplumun %10’u özürlü ise, en az on bin tane özürlü sahabi vardı. Peygamberimiz özürlülere pozitif ayrımcılık uygulayan ilk kişidir” diyen Seyyar, Peygamberimiz’in engelli sahabilerle şakalaştığını, onlara özel bir şefkat ve ilgi gösterdiğini söylüyor. Peygamberimiz’in ve sahabilerin hayatından az bilinen bir kesit daha böylece aydınlanmış oluyor...

Yıldızlar engel tanımaz

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) döneminde yaşayarak Allah Rasûlü’nü gören, O’nun mübarek atmosferine girerek sohbetlerinde bulunan iman ehli kimselere sahabi deniyor malumunuz. Birçoğumuz sahabilerin hikâyelerini dinleyerek ve hayat tarzlarını kendimize örnek alarak büyüdük. Peygamberimiz’in güneşinden istifade ederek O’ndan aldıkları manevi feyzle, insanlar içinde Allah’a manen en yakın olma üstünlüğünü elde eden sahabiler için de bir grup var ki, onlardan çoğumuz haberdar bile değiliz. Bu sahabilerin diğer sahabilerden fiziki olarak farklılıkları ortopedik ve görme özürlü olmaları… Sakarya Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali Seyyar, bugüne değin pek işlenmeyen bu konuyu Aşiyan Yayınların’dan çıkan “Yıldızlar Engel Tanımaz-Bedensel Özürlü Sahabilerin Hayatı” isimli kitapta topladı. Birisi hanım olmak üzere toplam 28 ortopedik ve görme engelli sahabiyi anlatan kitap, Peygamberimiz’in özel ihtiyaç sahibi insanlara gösterdiği şefkat ve ilginin boyutunu da ortaya koyuyor.

Özürlülerle ilgili sosyal politika ve sosyal güvenlik bağlamında akademik araştırmalar yapan Ali Seyyar’ın çalışması, Türkiye’de bakıma muhtaç insanlara kurumsal sosyal ve manevi bakım hizmetlerini akademik ve mesleki bir zeminde sunan ‘Şefkatli Eller Yayınları’nın bir parçası. Seyyar’ın bu yayınevi arasından çıkmış Bakım Terimleri, Sosyal Bakım ve Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım isimli üç kitabı var. Çalışmaları sırasında engellilikle baş edebilmede en sağlam stratejileri sahabilerin geliştirdiğini gören Seyyar, din yolunda her türlü sıkıntı ve meşakkate katlanmada öncü olan sahabilerin, hastalıklara ve bedensel özürlerine aktif sabır göstermelerini baz alarak özürlü sahabilerin hayatına eğilmiş.

Hz. Muhammed’den özürlülere pozitif ayrımcılık

Peygamberimiz’in, özürlü sahabilerine nasıl davranması ve davranmaması gerektiği hususunda yeri geldiğinde Cenab-ı Hak’tan ilahî mesajlar ve hatta ikazlar aldığını söyleyen Prof. Dr. Seyyar, Efendimiz’in özürlü sahabilere özel bir ilgi gösterdiğini kaydediyor. Abese Sûresi’nde geçen görme özürlü Hz. Abdullah İbn-i Ümmü Mektûm olayının Peygamberimiz’in özürlülere davranışı noktasında bugünün tabiriyle pozitif ayrımcılık ilkesine göre yeniden şekillenmiş olduğunu ifade eden Seyyar, şunları söylüyor: “Peygamberimiz ileri gelen müşriklere tebliğde bulunuyordu. Bu esnada Hz. Abdullah, belki de farkına varmadan tam toplantının arasına girer ve Peygamberimiz’den ısrarla nasihat talep eder. Peygamberimiz’in yüzünü hafifçe buruşturması üzerine hemen ihtar ayetleri gelir. Bu ayetlerden sonra Peygamberimiz her zamankinden daha çok özürlülere iltifatta ve ikramda bulunmuş, onlarla şakalaşmış, onların sosyal hayata katılımlarını sağlayan kolaylıklar getirmiş, meslekî anlamda ve istihdam boyutuyla yeni imkânlar sağlamıştır. Mesela Hz. Abdullah’a hem müezzinlik hem de yöneticilik görevi vermiştir. Bacağından sakat olan Hz. Muaz bin Cebel, bizzat Peygamberimiz tarafından Yemen valisi olarak tayin edilmiştir.”

Peygamberimiz’in, toplum içinde hiçbir sosyal statüye sahip olmayan ve horlanan özürlüleri, şefkat politikalarıyla bu durumdan kurtardığına dikkat çeken Seyyar, bu sosyal değişimin toplumsal konsensüs ve sosyal dayanışma ile sağlanabileceğini ifade ediyor. Seyyar’ın işaret ettiği gibi Peygamberimiz de bu konuda sosyal pedagojik yöntemler kullanarak, özürlülerin toplumsal rehabilitasyon sürecini hızlandırmıştır. Mesela Efendimiz’in bazı bedenî kusurları olduğu için, toplum içinde bulunmaktan tedirgin olan ve bu yüzden çölde yaşamayı tercih eden Zahir isminde bir sahabiye çölden bazı bitkileri toplayıp, Medine pazarında beraberce pazarlamayı önermesi ilginçtir. Pazardaki alışverişlerde Zahir’e yardımcı olan Peygamberimiz etrafına da “Zahir bizim çölümüzdür, biz de onun şehriyiz” diyerek sürekli iltifatlarda bulunmuştur.

Kaç bin özürlü sahabî vardı?

Kitapta yer alanların dışında birçok özürlü sahabinin varlığını tespit eden Ali Seyyar, verilen bilgilerin yetersiz olduğunu görünce sadece geniş malumat olanları derleyip toplamış. Peki Efendimiz döneminde yaşayan bedensel özürlü sahabinin sayısı ne kadardı? Prof. Dr. Seyyar, şu an hemen hemen her toplumda özürlülerin oranının yüzde 10 olduğunu hesaba katarak, “Peygamberimiz’in vefatına doğru, yüz binin üzerinde sahabi yaşadığına göre, bunlardan en az on bininin özürlü olduğunu tahmin edebiliriz.” diyor.

Hayatlarını araştırdığı 27 engelli sahabiden kısa boyu ve ince bacakları ile dikkatleri çeken Hz. Abdullah bin Mesud’un kendisini çok etkilediğini söyleyen Ali Seyyar, kutsal topraklara yaptığı ziyaret esnasında da onu rüyada görme şerefine nail olduğunu zikrediyor. “Hatta bu kitabın yazılması, buna da bağlanabilir. Hayatını incelediğimde ona karşı hayranlığım daha da arttı. O, bünyesinin tüm çelimsizliğine rağmen Kureyş müşriklerinin bulunduğu Kâbe’ye gitmiş ve orada alenî olarak Kur’an okumuştur. Büyük işkence gören İbn-i Mes’ud, iyileşir iyileşmez tüm uyarılara rağmen yine aynı kahramanlığı göstermiştir.” diyen Seyyar, hepimizin çeşitli sebeplerle özürlü olabileceğini, önemli olanın özürlülük imtihanı karşısında nasıl bir tavır göstermemiz gerektiği noktasında düğümlendiğini ortaya koyuyor. Kitabın amacı da bu zaten. Peygamberimiz’in sünnetinden ayrılmayan bedensel özürlü sahabiler hepimiz için iyi bir model. İşte kitapta yer alan somut bir örnek daha: “Son nefesine kadar bedenine giren müzmin bir hastalıkla yatalak ve bakıma muhtaç halde 30 yıl yaşayan Hz. İmran bin Hüseyin, “Nasıl dayanıyorsun bu acılara?” diyen arkadaşına, “Benim için sağlık ve hastalıktan hangisi Allah’ın hoşuna giderse, benim hoşuma giden de odur! Otuz yıldır kendimde büyük bir huzur buldum.” diyebiliyordu. Bu sabır sayesinde Hz. İmran öyle manevî makamlara erişecekti ki, meleklerin tesbihlerini işitir hâle gelecekti. Melekler de, teselli olsun diye kendisine her gün selam getirecekti.

Zihinsel engelli sahabi var mıydı?

Prof. Dr. Ali Seyyar, normal şartlarda her toplumda her çeşit özürlü bulunabileceğinden hareketle ‘Zihinsel engelli sahabi var mı?’ sorusunun cevabını da aramış. Bir yandan da böyle düşünmek, acaba sahabilere saygısızlık olur mu kaygılarını da taşımış kalbinde. Sonunda davranış ve şakalarıyla her zaman sorun oluşturan ama yine de Peygamberimiz tarafından kollanan enteresan bir sahabiye rastlamış: Nuayman İbni Amr. Gerisini Seyyar’dan dinleyelim: “Bir keresinde bir bedevi mescidin önüne devesini bırakır. Özel durumu herkesçe malum olan Nuayman’a birkaç sahabi, şöyle bir teklif getirir: “Sen şu deveyi kesiversen de onu yesek! Et yemeyi çok özledik. Nasılsa Resulullah onun bedelini öder”. Nuayman, bu sözlerden hemen etkilenerek deveyi keser. Bedevi dışarı çıkınca kıyameti koparır. Peygamberimiz durumu anlar ve Nuayman’ı bir hendeğin içinde gizlenmiş olarak bulur. Onu hendekten çıkarır ve “Bunu niçin yaptın” yerine “Bu yaptığını sana yaptıran nedir?” der. Nuayman da kendini savunurcasına, “Benim yerimi sana gösterenler var ya, ey Allah’ın Rasulü! İşte onlar bu işi bana yaptırdılar.” der. Peygamberimiz onun yüzündeki tozlarını hem siler hem de tebessüm ederek onun gönlünü alır ve bedevinin devesinin bedelini öder.”

Peygamberimiz özürlü sahabilerle şakalaştı mı?

“Bedenî kusurları yüzünden çölde yaşamayı seçen Zahir isimli sahabi, Medine pazarında Peygamberimiz’i bir köşede beklerken, Peygamberimiz ona arkadan yaklaşır ve gözlerini kapatarak şakalaşır. Peygamberimiz’in o güne kadar hiç kimseye bu denli mesafesiz davranmadığını gören etraftaki Müslümanlar, bu ilginç manzarayı seyrederler. Kâinatın efendisi, bunu fırsat bilerek, çevreye yüksek sesle: “Bir kölem var. Satıyorum. Onu benden kim alır?” diye şakasını sürdürür. Zahir, “Ey Allah’ın elçisi, beş para etmez bir sakat köleyi kim satır alır?” deyince şaka bu andan itibaren biter. Peygamberimiz bütün ciddiyetiyle kendilerini sarmış olan kalabalığa seslenerek, şöyle der: “Ya Zahir, and olsun ki Allah ve Allah’ın Rasûlü katında senin değerin paha biçilmez! Bunun için biz de seni seviyoruz.”

Savaşta kolunu kaybeden hanım sahabi kimdi?

Nesibe Hanım, Uhud muharebesinde cephe arkası hemşirelik hizmetleri yapan bir sahabiydi. Ama Peygamberimiz’in müşkül durumunu görünce kadın haliyle onu korumaya koşmuş ve müşriklerle çarpışırken birkaç yerinden yara almıştı. Medine’ye döndükten sonra aldığı ağır yaranın tedavisi bir yılda ancak kapatılmış, Peygamberimiz de onu sık sık ziyaret etmiş, ona iltifatta ve özel dualarda bulunmuştur. Nesibe Hanım, Hz. Ebû Bekir zamanında ileri yaşına rağmen Yemame savaşına aktif olarak katılmış, bu kez on iki yerinden yara alarak bir kolunu kaybetmiştir. Ordu Medine’ye döndüğünde, Hz. Ebû Bekir bu kahraman hanımı ziyaret etmiş ve ona beytül maldan maaş ödenmiştir.


 

18.04.2007-19.04.2007

“Mahalle Afet Gönüllüleri' 7 Yıldır Oluşturulamadı

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, deprem sonrası ilk müdahalede çok önemli olan 'Mahalle Afet Gönüllüleri'nin' Sakarya'da 7 yıldır oluşturulamadığını söyledi.

Türkiye'de bütüncül afet yönetimine yönelik ilk adımın İçişleri Bakanlığı 2001 yılında onayladığı 'Mahalle Afet Destek Projesi' ile atıldığı bilgisini veren Seyyar, bu proje yerel yönetimlerin desteği ile valiliklere bağlı il sivil savunma müdürlüklerinin çatısı altında hayata geçirilmesinin planlandığını ifade etti. Projeyle ''Mahalle Afet Gönüllüleri" ismi altında sivillerden oluşan bir kurtarma ekibinin oluşturulmasının öngörüldüğünü kaydeden Seyyar, "Afetin hemen ardından mahallede ilk müdahaleyi yapabilecek düzeyde 18-55 yaşları arasında yaklaşık 50 gönüllü, profesyonel ekiplere yardımcı ve destekçi olması yönünde eğitilmekte ve gerekli ekiplerle donatılmaktadır. Ne yazık ki bu sistem Adapazarı'nda kurulamamıştır" dedi.

Belediyesi'nin afet ve acil durumlarda etkin müdahale hizmetlerinde bulunmak istiyorsa, kendisine bağlı olan itfaiye ile sivil savunma, sağlık ve kolluk kuvvetleri ile sıkı bir işbirliği içinde olması gerektiğini anlatan Seyyar şöyle konuştu: "Sadece bir merkezin bulunması, afetten sorumlu bütün kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu kolaylaştıracağı gibi, çok başlılık, idarî zafiyetler ve yetki karmaşasına da son verece

Prof. Seyyar, 'Sosyal Politikalar Dergisi'nde yaptığı değerlendirmede, Adapazarı için hayati önem taşıyan bir konuya dikkat çekti. Ekim ayı itibariyle İstanbul'da 36, İzmit'te 17, Yalova'da 5 ve İzmir'de 1 mahallede Afet Yönetim Sistemi oluşturulurken, depremde en çok hasarı alan Adapazarı'nda bu sistemin hayata geçirilemediğini dile getiren Seyyar, bunu büyük bir eksiklik olduğunu kaydetti. Genelde afet, özelde deprem tehlikelerini de dikkate alan sivil destekli bütüncül afet yönetim organizasyonun oluşturulmasının bir deprem bölgesi olan Adapazarı için kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Seyyar, "Ancak Adapazarı'nda henüz ne bütüncül, ne de sivil destekli bir afet yönetimi modeli oluşturulmuştur. Adapazarı, fizikî ve sosyal alanda yeniden inşa edilirken, Büyükşehir Belediyesi'nin proje kapsamında olan 'Afet Eğitim ve Koordinasyon Merkezi' ve 'Mahalle Afet Yönetim Sistemi' gibi çalışmalar, Marmara depreminin üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen halen tamamlanmamıştır." şeklinde konuştu.

"Deprem Halkın Gündeminden Düştü"

Seyyar, afet olgusunun halkın gündeminden düştüğünü belirterek, bunun toplumun acı veren felaketleri hatırlamak istememesi şeklinde değerlendirilebileceğini, ancak başta yerel yönetimler olmak üzere, sosyal ve siyasî sorumluluk taşıyan her kurum ve kuruluş, afet yönetimini esas alan çalışmalardaki rolünü unutmamaları gerektiğini hatırlattı. Adapazarı Büyükşehir ktir."

"Psikolojik Destek Verecek Gönüller de Oluşturulmalı"

Ali Seyyar, afet psikolojisi ekseninde psikolojik destek verecek Mahalle Hizmet Gönüllüleri de oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, "Afet durumlarında mağdurlara insanî ve sosyal hizmet sunmaya hazır meslek elemanların başında psikologlar, sosyologlar, ilahiyatçılar, din görevlileri, manevî terapistler, eğitimciler, çocuk gelişim ve sosyal hizmet uzmanları gelmektedir. Olağanüstü durumlarda mağdurların travma sonrası stres bozukluğundan kaynaklanan değişik negatif tavır ve tepkilerinin (kızgınlık, asi olma, isyan, içine kapılma, ümitsizlik vb.) giderilmesi, manevî dünyalarıyla barışık ve topluma yeniden adapte olmaları için, her mahallede değişik sosyal mesleklerden oluşan gönüllü ekipler oluşturulmalıdır. Depremzedelerin psikolojik, manevî ve sosyal rehabilitasyonlarıyla ilgilenecek bu ekip, afet psikolojisi, rehberlik ve rehabilitasyon konularında teorik ve pratik eğitim aldıktan sonra entegreli bir şekilde mahalle afet kurullarında yer almalıdır." şeklinde konuştu.

KAYNAKLAR:

a) “Mahalle Afet Gönüllüleri' 7 Yıldır Oluşturulamadı”: www.sakaryarehberim.com/others/haber.php?xnumber2=4636 - 114k –

b) “7 Yıldan Bu Yana Oluşturulması Gereken Mahalle Afet Gönüllülerinden Eser Yok: Yan Gelip Yatıyoruz” (Sakarya Yeni Haber; 18.04.2007)

c) “Mahalle Afet Gönüllüleri 7 Yıldır Oluşturulamadı” (Sakarya Halk; 18.04.2007).

d) “Afet Gönüllüleri Oluşturulmadı: SAÜ İİBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, Deprem Sonrası İlk Müdahalede Çok Önemli Olan Mahalle Afet Gönüllülerinin Sakarya’da 7 Yıldır Oluşturulamadığını Söyledi” (Yeni Sakarya; 18.04.2007)

e) Duran Savaş; “Depremden Sonra Gündeme Gelen ‘Âfet Gönüllüleri’ 7 Yıldır Oluşturulamadı”; Zaman Gazetesi; 19.04.2007, s.23.

NOT 1:

Prof. Dr. Ali Seyyar’ın konu ile ilgili makalesinin tam metnini okumak için bkz.:

Seyyar, Ali; “SOSYAL POLİTİKA ODAKLI AFET YÖNETİMİ AÇISINDAN ADAPAZARI’NIN DURUMU” Sosyal Politikalar Dergisi; 2. Sayı; 2007; ss. 111-114.

NOT 2:

 Mahalle Afet Destek Projesi (MADP) ve Mahalle Afet Gönüllüleri (MAG) hakkında daha fazla bilgi için bkz:

 http://www.mag.org.tr/tur/index.asp


 26 Mart 2007 - Prof. Dr. Ali Seyyar, Haftalık AKSİYON Dergisinde depremin yol açtığı psikolojik ve ekonomik sorunlara sosyal politika ekseninde bir açıklama getirdi.

SAKARYA’DA SAVCI DEPREMİ

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş’un “Depremden sonra Sakarya’da tefecilik, sahte fatura ve uyuşturucu parası ile geçinen bedavacı bir toplumu oluştu.” sözleri Sakarya’da nasıl karşılandı?

 

17Ağustos 1999 depreminin merkez üssü Gölcük’tü; ama Sakarya’daki yıkım da hemen hemen o boyutlardaydı. Nitekim resmî rakamlara göre Gölcük dahil bütün Kocaeli genelinde ölü sayısı 9 bin 477 iken, Sakarya’da 3 bin 891’di. Bu sebeple Sakarya, deprem travmasını uzun süre yaşayan yerlerden biri oldu.

Son günlerde bir başka olay gözleri yeniden Sakarya’ya ve 17 Ağustos depremine çevirdi. Sakarya Emniyeti; tefecilik, sahte fatura ve uyuşturucu ticareti yapmakla suçlanan bir gruba operasyon yapınca, bu dava prosedür gereği İstanbul’a geldi. Çünkü bu organize suçlara İstanbul’daki ağır ceza mahkemesi bakıyor. İşte bu davayı açan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş, 2 Mart 2007 tarihli iddianamesinde aynen şunları yazdı: “Bu şekildeki suçların Sakarya ve civarında oluşmasının sebepleri düşündürücüdür. Ülkemizin en verimli arazilerine sahip olan Sakarya ilinde son yıllarda üretim ve çalışma gittikçe azalmaktadır. Özellikle 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinden sonra insanlar adeta çalışmayı terketmişler, kamu kurum ve kuruluşları ile dış devletlerden deprem yardımı adı altında uzun süre yapılan aynî ve nakdî yardımlar nedeniyle çalışmadan ve üretmeden hızla tüketen bir toplum oluşturmuşlardır.”

Savcı Okumuş’un bu tespitini gözlemlemek üzere Sakarya’ya gittik. Emniyet yetkilileri, Sakaryalı işadamları, Sakarya Üniversitesi’nden öğretim üyeleri ve yerel gazeteciler ile yaptığımız görüşmelerde iki farklı olgu ile karşılaştık. Hem savcının tespitini doğrulayan bazı olaylar var, hem de mafyanın kökünün kazandığı, bir tek faili meçhul dosyanın kalmadığı yeni bir şehir...

Aslında Sakarya’daki son gelişmelerin en önemli aktörü il emniyet müdürü Mustafa Aydın. 1999’da bir süre Ankara’da Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı olarak görev yapan Aydın, 2002’den beri Sakarya Emniyet Müdürü. “İstihbaratçı” kökenli bir polis müdürü olan Aydın, Sakarya’dan önce üç yıl görev yaptığı Samsun’da da organize suç gruplarının üzerine şiddetle gitmesiyle tanındı. Hatta Samsun’da iken bu sebeple zamanın koalisyon ortağı bir partinin milletvekilleri ile takıştı. İşte böyle bir profil çizen Aydın, Sakarya’ya gelince bu sefer buradaki grupları zapturapt altına almış. Sakarya Emniyeti’nde görüştüğümüz Aydın, önümüzdeki 1 Nisan günü itibariyle 38 yıllık polislik mesleğini noktalayıp emekli oluyor. Geride mafyanın artık olmadığı, en azından sindiği bir Sakarya bırakarak…

Bir yetkili, “Aslında Aydın’ın Samsun’da çökerttiği gruplar Sakarya’dakilerden daha güçlü, üst seviyede politik ilişkileri olan şebekelerdi. Sakarya’dakiler göz önündeki sokak mafyası olunca bu kadar ilgi çekti.” diyor. Peki, Sakarya’da Aydın ne yapmış? Beş yıl içinde burada “kıskaç”, “makas”, “tünel”, “perçin”, “atlas”, “şafak”, “kelebek” isimleri verilen operasyonlar olmuş. Esnaf odaları, fırıncılar odası başkanları, mafya olarak bilinen grupların elebaşları başta olmak üzere pek çok yerel güç odağı gözaltına alınmış, bunların bir kısmı cezaevine girmiş. Sakaryalı bir gazeteci, “Burada bazı oda başkanları Emniyet dinler korkusuyla hâlâ cep telefonu kullanmıyor.” bilgisini veriyor.

Savcı Nazmi Okumuş’un iddianemesine konu olan operasyon, 2006’nın kasımında yapılmış ve Kelebek adını taşıyor. Bu organize suç operasyonuyla gözaltına alınan kişi sayısı 400. Peki Sakaryalılar savcı Okumuş’un tespitini nasıl karşılıyor? Sakarya’da Emniyet yetkilisinden işadamına, sokaktaki vatandaşa kadar herkesin üzerinde birleştiği nokta, buranın İstanbul’un arka bahçesi olma özelliği. Emniyet yetkilisi bunu, “Sapanca’nın düzlüğünde her gün bir ölü bulursunuz. Çünkü arabanın arkasına koyduğu cesedi getirip buraya atıyor.” sözleriyle anlatıyor. Sapanca, Akyazı, Düzce üçgeni bir anlamda bu cesetlerle meşhur oldu.

Örneğin Sakarya’da Jandarma 2006 yılında 600 bin kök hint keneviri yakalamış. Bölgede yüksek miktarda ekildiği anlaşılan hint keneviri esrarın ana hammaddesi. Bu kadar hint kenevirinden asgari 60 ton esrar üretmek mümkün. İstanbul’daki olan bazı suç şebekelerinin karargâhları burada olduğu için bu ekim faaliyetinin de İstanbul’dan yönetildiği kanısı yaygın. Bir Sakaryalı, “İstanbul’da hırsızlık yapan gelip burada saklanıyor. Gebze’de bir yere kaçamaz. Ama Adapazarı, Hendek, Akyazı, Sapanca gizlenmeye müsait yerler.” diyor.

Sakarya insan yapısı itibariyle de ilginç bir şehir. Çünkü burada tam 17 ayrı dil konuşuluyor. Çerkezler, Abazalar, Tatarlar, Karadeniz kökenliler, Doğu kökenliler, Manavlar başta olmak üzere 17 ayrı dilin oluşturduğu 17 ayrı alt kültür var. Nüfusun yüzde 50’si Karadeniz bölgesinden. Karadeniz’den Sakarya’ya yaşanan bu dalgada, ağırlıklı bir kriminal damarın varlığı da Emniyet yetkililerinin gözünden kaçmamış. Zaten Karadeniz’e kıyısı olan Karasu ve Akyazı ilçeleri, özellikle 1980’li yıllarda silah kaçakçılığı güzergâhındaydı.

Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Ali Seyyar’ın Savcı Okumuş’un tespitine ilk tepkisi şöyle oluyor: “Başka illerde oluşmuş daha büyük suç şebekeleri var. Ama oralarda deprem olmadı.” Ne var ki branşı “sosyal politika” olan Prof. Seyyar’ın şu analizi savcıyı destekler cinsten: Depremden sonra Sakarya sosyal yardımlarda Türkiye çapında ikinci, asfaltlamada ise birinci oldu. Seyyar’a göre bunun sebebi, Türkiye’de sosyal yardımların şeffaf olmaması.

Ona göre özellikle Türkiye’de yapılan belediye yardımlarında hiçbir kritere uyulmuyor; dolayısıyla adeta devlet yardımına bağımlı yaşayan yeni zümreler oluşturuluyor: “Halbuki maddî yardım istihdam sürecine katılım sağlanana kadar geçici süre ile olmalı. Mesela bir Avrupa ülkesinde fert başına düşen millî gelirin yüzde 40’ının altında geliri olan kişi yoksul kabul ediliyor. Geliri bu yüzde 40’a ulaşacak kadar devlet yardımı ile tamamlanıyor. Bu, emek piyasasına kazandırılana kadar şartlı bir yardım. Ama hiçbir şekilde iş gücü niteliği olmayanlara süresiz yardım yapılıyor.”

Prof. Seyyar’ın vurguladığı bir diğer önemli konu, Türkiye’deki sosyal hizmetler uzmanı eksikliği. “Türkiye’deki sosyal hizmetler uzmanı sayısı 2 bini geçmez ve bunlar yetiştirme yurtlarında oturuyorlar.” diyor. Peki deprem insanları nasıl etkiledi? Buna “Elbette deprem insanların psikolojisini sarsıyor. Ama esas sorun devletin depremden sonra sosyal rehabilitasyon tedbirleri almamasıydı. Savcı bir kabahat arıyorsa bunu vatandaşta değil, devlette aramalı.” cevabını veriyor.

Yakın zamana kadar Sakarya Genç İşadamları Derneği Başkanlığı yapan işadamı İbrahim Uysal, “Depremle birlikte 20-30 yıllık birikimlerini kaybeden müteşebbisler oldu. Ama çoğu gene eski haline geldi. Türkiye genelinde banka mevduatları incelendiğinde Sakarya ön sıralarda.” diyor.

Gerçekten de örneğin Zirai Donatım’ın depremde hasar gören fabrikası altı yıl boyunca çalışmamış. Ama 800 civarında işçi düzenli olarak maaşlarını almış. Bir süre önce işadamı Mustafa Nurdoğan’ın satın aldığı ve şimdi Başak adını taşıyan fabrika 400 civarında işçiyle ancak bu sene üretime geçmiş. İşadamı Nurdoğan, aynı zamanda meşhur Arma Filtresi ve Federal Elektrik’in sahibi…

Peki 300 bin nüfuslu Sakarya’da nasıl oluyor da 40 bin kişi icralık oluyor? İbrahim Uysal’a göre bunun önemli sebeplerinden biri depremden sonra alınan kredilerin geri ödenmesinde yaşanan sorunlar. Sakarya Genç İşadamları Derneği Başkan Yardımcısı Hakan Alaçam ise, “Depremden sonra Yalova ve Kocaeli daha çabuk toparlandı, Sakarya devlet yardımlarında sanki biraz ötelenmiş oldu. Ama ona rağmen birinci, ikinci, üçüncü organize sanayi bitti. Dört ve beşinciyi aynı anda yapma projesi var.” diyor.

Son olarak üst düzey emniyet yetkilisinin şu sözünü aktaralım: “Uyuşturucu açısından İzmit, Bolu ne ise Sakarya da o. Hint keneviri ekimi Türkiye’nin her tarafında yaygın. Hatta bazı illerde kontrol edilir gibi değil.”

Faruk Mercan - Ufuk Şanlı - Sayı: 642 - 26.03.2007 (Katkıda bulunan: Duran Savaş)

Sayfa 1 - 2