aliseyyar@sosyalsiyaset.net

 

 

Türkçe-İngilize-Almanca Açıklamalı
<<<SOSYAL SÖZLÜK

 

 

 

 

 

Dağılma: [Dispersion // Zerstreuung]: Şiddetli ruhî bunalımlar ve çatışmalar neticesinde kişinin, sosyal ortama uyum sağlayabilmesindeki sorunlar.

Dağıtım Yöntemi (Nesiller Arası Dayanışma): [“Pay as you go” system // Umlagesystem]: Sosyal Sigortalar Finansman Yöntemlerinden olan dağıtım sisteminin esasını, genelde bir yıl olan bir sigorta döneminin geliri ile, o dönemin sosyal harcamalarının karşılanması oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle, sosyal sigortalar tarafından o dönem içinde aktif çalışan nüfustan toplanan prim gelirleri, yine o dönem içinde gerçekleşecek olan sosyal giderler için ayrılmaktadır. Burada, her aktif nesil, kendinden önceki neslin sosyal güvenliğini finanse etmektedir.

Dâhî: [Genie // Genious]: Eşine ender rastlanır, harikulâde zekâ, fetanet (zihin açıklığı-çabuk kavrayış) ve hikmet sahibi.

Dalkavukluk (Yalakalık; Müdâhenet): [Sycophantic attitude // Würdeloses Schmeicheln; Kriecherei]: Daha çok dünyevî ve maddî menfaat sağlamak ve itibar kazanmak maksadıyla, önemli kabul edilen birilerine hoş görünme, özellikle mevki sahibi kişilerin yüzüne gülme, riyâkar tutum sergileme, abartılı ve yersiz övgülerde bulunma, güçlüleri, haksız dahî olsalar, desteklemek anlamlarına gelen anti-sosyal ve nahoş bir tutum ve davranış biçimidir.

Dalkılıç: [Special soldiers in Ottoman army // Spezialeinheit im Osmanischen Heer]: Osmanlı askeri teşkilatında gönüllü olarak tehlikeli işlerde kullanılan, özel eğitim almış bir komando askeri.

Damgalanma: [To fall into disgrace // İn Ungnade fallen]: Alçaltıcı olduğu düşünülen herhangi bir fizikî-sözlü-imalı muamele görme.

Danışma (İstişare): [Consultation // Beratung]: Kişinin, kendisini ilgilendiren konularda doğruya ulaşmak veya yaklaşmak maksadıyla bir başkası ile sosyal diyaloga geçmesi ve görüşüne başvurması veya idârecinin, idare ettikleri insanların durumlarını ilgilendiren konularda isabetli kararlar alabilmek gâyesiyle yetkili kişilerle (müşavirleri, yani danışmanları; sivil toplum örgütlerinin temsilcileri; uzmanlar; bilim adamları) fikir alış verisinde bulunmasıdır.

Danışmalı Yönetim: [Information management // Informationsmanagement] Karar verme sürecinde, idarecilerin, henüz kesin olarak kararlaştırmadıkları tasarılarını, görüş almak maksadıyla idare edilenlere anlatmaları ve gelen tepkileri dikkate almalarıdır.

Danışmanlık Psikolojisi: [Consulting psychology // Beratungspsychologie]: Kişinin daha etkin davranışlarla sosyal çevresine uyum yapmasını sağlamak maksadı ile kullanılan bilgi ve teknikleri ihtiva eden psikoloji dalı.

Dar Aile: (Bkz. Aile Tipleri).

Dar Kapsamdaki Sosyal Plânlama: (Bkz. Sosyal Plânlama Türleri).

Dar Mânâda Kamu Müdahalesi: (Bkz. Sosyal Müdahale Biçimleri).

Dar Mânâda Sosyal Siyaset: (Bkz. Sosyal Siyaset).

Dâr: [Home; House; Institution; Region // Heim; Haus; Anstalt; Gebiet]: Arap kökenli bu kelime, lisanımıza "ev, yuva, mesken, yer, yurt, mektep, memleket, ülke" gibi anlamlarda kullanılır.

Dâru’l- Aceze (Düşkünler Yurdu): [Ottoman old people’s home // Osmanisches Altersheim; Pflegeheim]: İstanbul’daki aceze insanlara barınma, bakım ve beslenme imkanları sunan ve ülkemizde kurumsal alanda çağdaş yaşlı bakım ve barınma hizmetleri sunan huzurevi.

Dâru’ş-Şafaka: [Ottoman secondary school for orphans // Osmanisches Gymnasium für Waisenkinder]: Kelime olarak "Şefkat Evi" mânâsına gelmektedir. // Osmanlı Devletinde yetim müslüman çocukların eğitim ve öğretimine katkıda bulunmak üzere Vidinli Tevfik Paşa ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa (Sadrazam) ‘nın bulunduğu birkaç hayırseverin önderliğinde 1867 yılında kurulan Cemiyet-i Tedrîsiyye-i İslâmiyye (İslâm Eğitim Cemiyeti) adlı derneğinin çalışmaları neticesinde 1873'de açılan bir okuldur. (Bkz. Eğitim).

Dâru'l Bedâyi: (Bkz. Dâr).

Dâru'l El hân: (Bkz. Dâr).

Dâru'l Emân: (Bkz. Dâr).

Dâru'l Hayr-ı Alî: [Ottoman boarding-school for orphans // Osmanisches Internat für Waisenkinder]: II. Abdülhamit tarafından misyoner yetimhanelerine karşılık olarak kurulan ıslahhane tarzında bir darüleytâmdır (yetimler yurdudur).

Dâru'l-Eytâm: [Ottoman orphanage // Osmanisches Heim für Waisenkinder]: Osmanlı Devletinde Trablusgarp (1911) ve Balkan (1912) savaşları sonucunda çoğalan şehit yetimlerini korumak maksadıyla kurulan yetimhâne ("Yetimler Evi") dir.

Dâru'l-Fünun: [Ottoman university // Osmanische Universitaet]: Lafzı olarak "fen bilimleri evi" anlamına gelir. // Osmanlı İmparatorluğu döneminde üniversite karşılığı eğitim ve öğretim kurumudur.

Dârü’s-Selâm: [Welfare region // Wohlfahrtsland]: Maddî ve mânevî âfetlerden korunmuş, sosyal refah, huzur ve saadetin yaygın olduğu yurt. // Kuranı Kerim'de cennetin isimlerinden biri olarak geçen bir tabirdir.

Dârü’s-Sıhha: (Bkz. Darüşşifa).

Dârü’ş-Şifa (Darü’s-Sıhha; Dâru’l Afiye; Bimaristan): [Ottoman hospital // Osmanisches Krankenhaus]: Sağlık kurumlarının İslâm dünyasında çeşitli adlar aldıkları görülmektedir. Bunlar arasında en yaygın olanı “Darüşşifa” dır. “Sağlık yurdu” demek olan Daru’ş-Şifa’dan başka aynı manada kullanılan diğer adları şöyle sıralayabiliriz: Dârü’s-Sıhha; Dâru’l-Afiye, Darü’r-Reha, Darü’t-Tıp, Maristan, Bimarhane, Taphane, Nekahathâne, Şifaiyye gibi hastaların tedavi edildikleri yerlerdir.

Dârü’t-Tıbâa: [Ottoman Printing office // Osmanisches Verlagshaus]: Sultan 3. Ahmet’in fermanı ve Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Efendi'nin verdiği fetva ile Osmanlı devletinde ve İslâm âleminde 1727 yılında ilk kez İbrâhim Müteferrika tarafından İstanbul'da Yavuz Sultan semtinde kurulan matbaaya verilen ad.

Dârü's-Sınâ'a: [Ottoman factory // Osmanische Fabrik]: Osmanlı devletinde sanayi işletmesi veya fabrikaya verilen isim. (Bkz. İşletme).

Darvinizm: [Darwinism // Darwinismus]: Darvin tarafından ileri sürülen ve yaratılış öğretisini reddederek hayatı, insan ve diğer canlı varlıkların türeyişini evrim, doğadaki sürekli yenilenen varolma savaşı ve doğal ayıklanma ile açıklayan kuram.

Davranış Ahlâkı: [Behavioural ethics // Verhaltensethik]:: Davranış biçimlerinin, sosyal ahlâk esaslarına uygun olmasıdır.

Davranış Biçimi: [Way of behaviour // Verhaltensweise]: Bir sosyal hadisenin karşısında, kişinin takındığı tavır ve tutumdur.

Davranış Bilimleri: [Behavioral Sciences; Ethology // Ethologie; Verhaltenswissenschaft]: İnsan davranışlarını, sosyolojik düşünce ve bir bütünlük içinde inceleyen bilimlerdir.

Davranış Bozukluğu: [Behavioural disorder // Verhaltensstörung]: Sağlıklı bir biçimde sosyal münasebet kuramama, toplumsal kurallara uyum sağlayamama, toplum içindeki tutum ve davranışların mantıklı ve tutarlı olmaması ve genel olarak kişinin, değişik sebeplerden dolayı toplum hayatında yeterince sosyalleşememe halidir.

Davranış Ekolleri: [Behaviour schools // Verhalensschulen]: Davranışların hangi sebeplerden ötürü ortaya çıktığı konusunda farklı psikolojik ve sosyo-kültürel görüşler ileri süren sosyal teoriler.

Davranış Kalıbı: [Behavioural pattern // Verhaltensmuster]: Töre, örf, âdet, gelenek, görenek gibi toplumda geçerli bazı değerlerin, sosyal hayatta etkin olması dolayısıyla genellikle alışkanlık hâline gelmiş tek biçim sosyal faaliyetlerdir.

Davranış Kültürü: [Behavioural culture // Verhaltenskultur]: Değerlerin ihtiva ettiği sosyo-kültürel ve mânevî unsurların, fert ve gruplar tarafından benimsenmeleri ve şuurlu davranışlarıyla bunları, anlamlı ve güzel bir şekilde hayata yansıtmalarıdır.

Davranış Psikolojisi: (Bkz. Davranışçılık).

Davranış Sapması: [Behaviour deviation // Verhaltensabweichung]: Bir insanın veya sosyal grubun, sosyal değerlere aykırı biçimde davranması.

Davranış Tahmini: [Prediction of behaviours // Verhaltensannahme]: İnsan münasebetlerinin bir anlamda garantisi olan davranış tahmini, kimin, ne zaman, nasıl davranacağını önceden az veya çok kestirebilmek veya doğruya çok yakın olarak bilmek.

Davranış Tedavisi: [Behaviour therapy // Verhaltenstherapie]: Davranışçılık ekolünün, davranışları yönlendirmeye-düzeltmeye yönelik geliştirdiği bir öğretim tekniğidir.

Davranış Tıbbı: [Behaviour medicine // Vehaltensmedizin]: Sağlık ve hastalıkla ilgili bilgi ve tekniklerin geliştirilmesi ve bütünleştirilmesi ve bu bilgi ve tekniklerin koruma, teşhis, tedavi ve rehabilitasyon için kullanılmasıyla ilgili birlikte psikoloji, sosyoloji ve sağlık eğitimi alanlarının bir araya geldiği çok disiplinli bir bilim dalıdır.

Davranış: [Behaviour // Verhalten]: Organizmanın uyarıcılara verdiği, zihnî, hissî ve bedenî (hareketle ilgili) tepkilerin tümü.

Davranışçı Öğrenme Teorileri: (Bkz. Öğrenme Teorileri).

Davranışçı Yaklaşım: [Behavioural perspective // Verhaltensperspektive]: Ancak müşahede edilebilir olan davranışın incelenebildiğini öne süren ve bu davranışı, onun çevre hadiselerle münasebeti çerçevesinde açıklamaya çalışan psikolojik bir yaklaşımdır.

Davranışçılık (Davranış Psikolojisi; Behaviyorizm): [Behaviourism // Behaviorismus; Verhaltenslehre]: Deneysel araştırmalara ağırlık veren, müşahede edilen davranışları (reaksiyonları), çevre ile irtibatlandırmayı gayret eden, insan-çevre arasındaki uyum problemlerini inceleyen psikoloji dalıdır.

Davranışın Ayarlanması: [Regulation of Behaviour // Regulierung des Verhaltens]: Bir taraftan, hissî tepkileri destekleyen (desteklemesi gereken), bir taraftan da tepkilerin sürüp gidişini önleyen (önlemesi gereken) kognitif (bilişsel) süreçlerin işlevidir.

Davranışın Biçimlendirilmesi: [Shaping behaviour // Verhaltenstypisierung]: İstenilen her davranışta, her tekrarda daha çok benzer davranışları pekiştirerek, nihayetinde istenilen davranışa ulaşılmasını hedefleyen teknik.

Davranışın Değiştirilmesi: [Modification of Behaviour // Verhaltensmodifikation]: Kişide görülmesi hoş olmayan davranışları, ceza ve mükafat yoluyla değiştirmeyi gaye edinen psiko-terapoytik bir yöntemdir.

Dayanışma (Tesanütçülük; Tesanüd): [Solidarity // Solidaritaet; Gefühl der Zusammengehörigkeit]: Bir toplum veya grup içinde yer alan fertlerin kendi aralarında veya grupların birbirleriyle olan sosyal münasebetlerinde, karşılıklı yardımlaşma, işbirliği, ortak tavır ve müşterek faaliyete bağlı olarak gelişen sosyal bağlılık duygusu.

Dayanışma Aksaklığı: [Lameness of solidarity // Laehmung-Bruch der Solidaritaet]: Bir topumda, mahallede, ailede veya iş hayatında bulunan insanların, kıskançlıkları, kötü alışkanlıkları, mânevî değerlere değer vermemeleri, mutsuzlukları, şahsiyet bozuklukları, sosyal duyarsızlıkları gibi sebeplerden dolayı, birbirleriyle sıkı temas hâlinde olmamaları.

Dayanışma Grevi: (Bkz. Grev Türleri).

Dayanışma Türleri: (Bkz. Dayanışma).

Dayatma: [To cause to lean; Insisting // Beharren]: Kişilerin davranış biçimlerini, haricî baskılarla cebrî olarak yönlendirmeye yönelik bir ödül veya ceza şekli.

Dayıcılık: (Bkz. Nepotism).

Dedikodu: (Bkz. Gıybet).

Dedüksiyon: (Bkz. Tümdengelim).

Degradasyon: [Degradation // Degradierung]: Düşüş, gerileme, çözülme, daha kötüye gitme, arzu edilmeyen olumsuz bir konuma düşme. // Eskiden sahip olunan değerlerin yitirilmesi.

Değer Yargıları: (Bkz. Kıymet Hükümleri).

Değerlendirme Ölçütleri: [Valuation criteria // Bewertungskriterien]: Sosyoloji ve Sosyal Psikolojide değerlendirme ölçütleri, sosyal ahlâk, davranış, sosyal statü, sosyal grup ve sınıfların belirleyicileridir.

Değerlendirme: [Valuation // Bewertung]: İnsan, düşünce, görüş, yaşama biçimi veya nesneler hakkında yapılan, şahsi bazda doğru veya hatalı olan değer yargılardır.

Değerler (Sosyal Değerler): [Values // Werte]: Kişiye ve gruba faydalı olan, kişi ve grup için istenilir veya kişi ve grup tarafından beğenilen her şey. // Hangi sosyal davranışın iyi, doğru ve arzulanan olduğunu belirten paylaşılan ölçüt veya fikirdir.

Değerler Çatışması: [Struggle-dissension of values // Kampf-Uneinigkeit der Werte]: Toplumun ekseriyeti tarafından benimsenen genel değerlerin, zaman zaman bazı sosyal sorunlara yol açmasıdır.

Değerler Felsefesi: (Bkz. Aksiyoloji).

Değerler Sistemi: [System of values // Wertesysteme]: Ferdin, cemaat, grup veya toplumun belirli davranış kalıplarını benimsemesi, sosyal hayattaki önceliklerini buna göre sıralaması, düzenlemesi ve planlamasında rol oynayan tarihî, dinî, felsefî ve sosyo-kültürel değerlerden müteşekkil sistem.

Değişim (Değişme; İstihâle): [Change; Variation // Veraenderung; Wechsel]: Bir şeyin terkip (bileşen) ve aslî şeklinin başka hâle değişmesi. // Nesne ve hadiselerin, bir durumdan başka bir duruma dönüşmesidir.

Değişken Prim Sistemi: (Bkz. Prim).

Değişme: (Bkz. Değişim).

Deizm: [Deism // Deismus]: Belli bir dine bağlı olmaksızın, Allah’ın varlığını kabul eden görüş. // Akla ve mantığa dayanarak, Yaratının varlığını kabul eden inanç sistemi.

Delikanlılık: [Adolescence // Jugend]: Hem biyolojik, hem de ruhî olarak çocukluktan ergenliğe geçiş dönemi. (Bkz. Ergenlik).

Demagog Kültü: (Bkz. Kült Türleri).

Demagoji: [Demagogy // Demagogie; Volksaufwiegelung]: Kitlelere sunulan karizmatik liderlerin (demagogların veya yalancı tanrıların), halklarını kandırmaları, aldatmaları ve topluca yanlış ve tehlikeli istikametlere sevk etmeleridir.

Demans: (Bkz. Bunama).

Demeç: [Statement // Stellungnahme]: Yetkili bir kişinin, basın toplantısı aracılığıyla veya yayın organlarına belirli bir konu hakkında yaptığı bir açıklama.

Demografi (Nüfusbilim): [Demography // Demographie]: “Demos” (halk) ve “grapho” (yazma) kelimelerinden meydana gelen bir terim olarak demografi, nüfus dağılım, yaş, meslek gibi özellikleriyle doğum, ölüm gibi hareketlerini konu alan bir bilim dalıdır.

Demografik Açıdan Kentleşme: (Bkz. Kentleşme).

Demografik Boşluk: [Demographic gap // Demographische Lücke]: Ölüm oranının, doğum oranından yüksek olmasından dolayı nüfusta meydana gelen gerileme.

Demografik Evrim Teorisi: [Demographic evolution theory // Demographische Evolutionstheorie]: Nüfus artışı ile iktisadî gelişme ve onun getirdiği refah artışı ile ilgili olarak geliştirilen bir sosyal teori.

Demografik Şişme: (Bkz. Sanayi Dışı Aşırı Kentleşme).

Demokrasi: [Democracy // Demokratie]: Yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin birbirine karşı bağımsız ve birbirinin dengeli bir şekilde kontrol eden siyasî bir rejimdir.

Demokratik Devlet: [Democratic state // Demokratischer Staat]: Hakimiyetin, halka ait olan devlet biçimi.

Demokratik Kapitalizm: [Democratic capitalism // Demokratischer Kapitalismus]: Tüketicinin isteğine uygun üretimin yapıldığı; herkesin önceliklerini ve planlarını kendisinin belirlediği; merkezi planlamanın olmadığı ve devlet müdahalesinin en aza indirildiği; üretim ve dağıtım vasıtalarının mülkiyet ve denetiminin devletin değil, ferdin veya sosyal grupların kontrolünde olduğu, işçilerin ve diğer çalışanların endüstriyel demokrasi çerçevesinde değişik derecelerde yönetime katılma hakkına sahip olduğu siyasi rejim. (Bkz. Sosyal Kapitalizm).

Demokratik Kitle Örgütleri: (Bkz. Sivil Toplum Örgütleri).

Demokratik Laiklik: (Bkz. Laiklik Türleri).

Demokratik Lider: (Bkz. Lider Türleri).

Demokratik Sosyalizm: (Bkz. Sosyalizm Türleri).

Denek: [Experimental subject; Experimental object // Versuchsperson; Versuchsobjekt]: Sosyal bilim araştırmalarında bit deneye (tecrübeye) tabi tutulan insan veya üzerinde çalışılan herhangi bir nesne veya hayvan.

Deneme ve Yanılma: [Trial and error // Versuch und Irrtum]: Problem çözmede kullanılan bir sistem-yol-usul-yöntem.

Deneme Yanılma Öğrenmesi: [Trial and error learning // Lernen durch Versuch und Irrtum]: Tecrübe edinmek maksadıyla bir deneğin, herhangi bir meselenin veya işin nasıl çözümlenebileceği konusunda yeterli veya hiç bilgi ve tecrübesi bulunmamasına karşılık, çeşitli teknik, yöntem, usul, sistem ve davranışlar deneyerek, o meseleyi veya işi, deneme ve yanılma sürecinden sonra belirli bir zaman çerçevesinde çözüp, konuya vakıf olmasıdır.

Denetimsiz Grevler: [Wildcat strike // Wilder Streik]: (Bkz. Grev Türleri).

Denetleme (Murakabe): [Control // Kontrolle]: Genel mânâda denetleme, ölçümlerin-hedeflerin tespit edilmesi, neticelerin karşılaştırılması ve düzeltici faaliyetlere geçilmesi merhaleleri ile plânlanan hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığının tespiti, ulaşılmamışsa bunun sebeplerinin araştırılması ve değerlendirilmesi işlemidir.

Deney grubu: [Experimental group // Versuchsgruppe]: Belli bir alanda tecrübe yapılmak üzere, belli şartlara tabi tutulan ve karşılaştırılmak üzere bir kontrol grubu ile eşleştirilmiş denek grubu.

Deney: [Experiment // Experiment; Probe]: Araştırmacının kontrol altına aldığı bağımlı bağımsız bir değişken arasındaki tesadüfî bir bağlantıyı kurmaya çalıştığı bir durumdur.

Deneycilik: (Bkz. Ampirizm).

Deneyim: (Bkz. Tecrübe).

Deneysel Araştırma (Tecrübî Araştırma): [Experimental research // Experimentalforschung]: Belirli şartlar altında bağımsız değişkenin tatbik edildiği ve bunun neticesinde meydana gelen davranışa, değişkenin etkisinin görüldüğü bir araştırma.

Deneysel Psikoloji (Tecrübî Psikoloji): [Experimental psychology // Erfahrungspsychologie]: Duyum, idrak (algı), öğrenme, hafıza, güdü ve davranışın fizyolojik temelleri gibi alanlarda incelemeler yaparak, davranışın esbab-ı mucibesine (temel sebeplerine) müteallik (yönelik) bilgi edinmeyi hedefleyen psikolojinin bir alt dalıdır.

Deneysel: (Bkz. Ampirik).

Denk Bütçeli Devlet: [Well-balanced budget state // Staat mit ausgeglichenem Budget]: Genel ilke olarak denk bütçe politikasını savunan, bütçe açıklarının oranlarının-sınırlarının anayasal ve kanunî düzenlemelerle belirlenmesini isteyen ve denk bütçe hedefinden, sadece olağanüstü hallerde (savaş, işsizlik) vazgeçilebileceğini iddia eden bir devlet tipidir.

Denk Evlilik: (Bkz. Evlilik Türleri).

Depressif Bozukluk: [Depressive disorder // Depressive Unruhe-Störung]: Korku, kaygı, , suçluluk duyguları, kendini aşağılama veya intihar eğilimleri ile neticelenen ruhi rahatsızlık.

Depressif Reaksiyon: [Depressive reaction // Depressive Reaktion]: Genellikle önemli bir kayba yönelik ciddi depresyonla belirlenen psiko nevrotik reaksiyon türü.

Depresyon: [Depression // Depression]: İktisat literatüründe depresyon, ekonomik bunalım, ekonomide gerileme, fiyatların genelde düşük, işsizliğin yüksek ve satın alma gücünün hızla azalmakta olduğu dönemdir. Bu durumda, toplam talep azalmakta ve ekonomi durgunlaşmaktadır.

Derebeylik: (Bkz. Feodalizm).

Derece: [Rank // Rang; Grad]: Sosyolojide derece, Bir aile, meslek veya sosyal statüye değişik ölçülerde verilen itibar veya saygı.

Dergâh: [Islamic monastery // İslamisches Derwischkloster]: Farsça’da "kapı yeri", "kapı önü" anlamına gelir. // Bir sosyal kurum olarak tekke yerine kullanılan bir terim. // Tarikat mensubu şeyhlerle dervişlerin ikametgâhı olan tekkelerin bahsi geçtiğinde kullanılır. (Bkz. Zaviye; Tekke).

Derin Psikoloji: [Depth psychology // Tiefe-eingehende Psychologie]: Davranış ve uyumu yönelten ruhî güçlerin şuur altında bulunduğunu savunan psikoloji türüdür.

Derivasyon: [Derivation // Derivation]: Sosyal Pedagojide derivasyon, değişik psiko-sosyal veya çevre faktörlerinden dolayı kötüye yönelmiş, kötülük yapmaya meyilli bir insanın veya çocuğun gücünü, dikkatini ve ilgisini, iyi ve güzel yöne çevirme ve topluma uyum sağlamasında yardımcı olma gayretidir.

Derlem: (Bkz. Araştırma Teknikleri).

Dernek: (Bkz. Cemiyet).

Despotizm (Baskı İdaresi; Diktatörlük; Totaliteryanizm; Mutlakıyetçilik; Otokrasi): [Despotism; Dictatorship // Despotismus; Diktatur]: Hukuk kaidelerini açıkça ve şuurlu olarak ihlal eden, yönetilenleri hemen her alanda baskı altında tutan, kişilerin hürriyetlerini sınırlayan, kişileri özgürce belirli faaliyetleri yapmağı yasaklayan, diğer taraftan cebri yöntemlerle kendi resmi ideolojisine uygun bazı faaliyetlere zorlayan baskı yönetimi.

Determinist Sosyal Değişim Teorileri: (Bkz. Sosyal Değişim Teorileri).

Determinizm (Belirlilik; Gerekircilik; Muayyeniyetçilik): [Determinism // Determinismus]: Kainattaki bütün hadise ve olguların, gerek meydana gelmesinde, gerekse birbirleriyle olan münasebetler zincirinde belirli bir nizam içinde, diğer hadise ve olgulara bağlı olarak hareket ettiğini iddia eden görüş. // Benzer sebeplerin, benzer şartlar altında hemen hemen aynı neticeler ortaya çıkaracağını müdafaa eden yaklaşım.

Devlet Felsefesi: [State philosophy // Staatsphilosophie]: Felsefî, siyasî ve iktisadî fikirler çerçevesinde “en ideal devlet” biçimini-yapısını-sistemini arama ve bulma gayretleridir. (Bkz. Felsefe).

Devlet Kapitalizmi: [State capitalism // Staatskapitalismus]: Devletin veya kamu kesiminin, özel kesim üzerinde iktisadi ve siyasi denetim uygulandığı kapitalist sistem.

Devlet Kontrolünde Laiklik: (Bkz. Laiklik Türleri).

Devlet Kültü: (Bkz. Kült Türleri).

Devlet Müdahalesi: [Intervention of the state // Staatseingriff]: Devletin, bazı zaruri hallerde iktisadi ve sosyal hayata müdahale etmesidir.

Devlet Plânlama Teşkilatı (DPT): [State Planning Organization // Staatliche Planungsorganization]: Türkiye'nin kaynak tespiti, kullanım kapasitesi, planlama ve öngörü sürecinin oluşturulması için, 1960 yılında kurulan anayasal bir kurumdur.

Devlet Sosyalizmi: (Bkz. Sosyalizm Türleri).

Devlet: [State // Staat]: Belli bir ülkede, toplumun isteği üzere kurulan ve güç kullanma yetkisini, millî iradeden alan siyasî bir kurumdur. // İnsan topluluklarını, birbirinden ayıran, en eski ve en belirgin siyasî teşkilatlanma biçimidir.

Devletçe Bakılma: [State protection; Public supply // Staatliche Versorgung]: Bir sosyal güvenlik yöntemi olarak Devletçe Bakılma, kanunlarla belirlenen bazı sosyal risklerin tahakkuku halinde toplumun her üyesine, finansmana prim ya da benzer biçimde özel bir katkıda bulunma şartı aramaksızın, sosyal gelir sağlayan bir sosyal koruma sistemidir.

Devletçilik: [Statism; State control; State socialism // Etatismus; Staatssozialismus]: İktisadî faaliyetlerin devlet tarafından denetlenmesi, düzenlenmesi, teşvik edilmesi, korunması ve gereğinde devlet tarafından gerçekleştirilmesi (İktisadî Devletçilik veya Planlı Ekonomi). // Meşrutiyetini toplum ötesi bir tarihten alan, bu sebeple de toplumun belli aralıklarla ve serbest bir şekilde bu meşrutiyeti onaylaması gereğine tepki gösteren, asker-sivil kadronun temel sosyal seçimleri tekelini alan, sosyal faaliyetlerin meşrutiyetinin devlet tarafından tespit edilen, devlet yapısının/rejimin bekâsını sağlamak isteyen otoriter, merkeziyetçi ve elitist bir siyasî rejim (Siyasî Devletçilik).

Devletleştirme:  (Bkz.: Millîleştirme).

Devri İşsizlik (Konjonktürel İşsizlik): (Bkz. İşsizlik Türleri).

Devrî Sosyal Değişim Teorileri: (Bkz. Sosyal Değişim Teorileri).

Devrim (İnkılâb; İhtilal): [Revolution // Revolution]: Çoğu zaman siyasî alanda cereyan eden ani ve radikal bir değişikliktir. // Kitle halindeki bir sosyal hareketin başlatılmasıyla birlikte, varolan bir rejimi, şiddet kullanımı neticesinde başarıyla yıkarak, yeni bir hükümet biçimi oluşturan bir siyasî değişime sürecidir.

Devrimci Sosyalizm: (Bkz. Sosyalizm Türleri; Marksizm).

Deyyus: (Bkz. Kavat).

Dış Esneklik: [External Flexibility // Externe Flexibilitaet]: Değişen ekonomik ve teknolojik şartlara, piyasalardaki talep değişikliklerine ve yeni üretim tekniklerine göre firmaların işgücünün miktarını belirleyebilme serbestisidir.

Dış Göç: [Emigration // Emigration; Auswanderung]: Fertlerin veya grupların, geçici veya sürekli olarak herhangi bir yabancı ülkede geçimini temin etmek ve çoğu kez aile fertleri ile birlikte bu ülkelerde yaşamak maksadıyla kendi vatanlarını gönüllü veya zorunlu olarak terk etmeleridir.

Dış Gruplar: (Bkz. Grup Türleri).

Dış Ortam: (Bkz. Çevre).

Dışa Dönük Kişi: [Extravert (extrovert) person // Extraverte Person]: Myers ve Briggs tarafından “enerjinin kaynakları” biçiminde ilk kez kullanılan bir terimdir. Buna göre, psikolojik olarak dışa dönük kişiler, hayatı anlayabilmeleri, onu idrak edebilmeleri için, onu yaşamaları gerekmektedir.

Dışlayıcı Hareket: [Exlusionary Action // Ausschliessende Handlung]: Üst bir grup tarafından, ast bir grubu birinci grubun ayrıcalıklı konumundan hariç tutma teşebbüsü.

Dıştan Evlenme (Eksogami): (Bkz. Evlilik Türleri).

Difüzyonizm: (Bkz. Yayılmacılık).

Diğergâmlık: (Bkz.: Fedakârlık)

Dikey Çatışma: [Vertical conflict // Vertikaler Streit-Konflikt]: Kurum içindeki ast üst anlaşmazlığı. // İki farklı statüde bulunan kişi, grup veya topluluk arasında ortaya çıkan kavga-anlaşmazlık.

Dikey Devlet: (Bkz. Hiyerarşik Devlet).

Dikey Hareketlilik: (Bkz. Sosyal Hareketlilik Türleri).

Dikey Örgütlü Sosyal Güvenlik Sistemi: (Bkz. Sosyal Güvenlik Sistemi).

Dikkat: [Carefulness; Attention // Sorgfalt; Aufmerksamkeit; Vorsicht]: Hayatın, nesnelerin veya hadiselerin bazı yönlerine odaklaşmak ve bunların üzerinde zihnî ve hissî yoğunlaşma. (Bkz. Rikkat).

Diktatör: (Bkz. Diktatörlük).

Diktatörlük: (Bkz. Despotizm).

Dil Psikolojisi: [Psycholinguistics // Sprachpsychologie]: Lisanın, davranışının ve öğrenilmesinin psikolojik kavramlarla incelenmesi.

Dil Sürçmesi (Sürçü Lisan): [Speech defect (La’psus li’nguae) // Sprechfehler; Sich Versprechen; Sprachliche Entgleisung]: Kişinin, konuşurken gayri ihtiyari olarak kelimeyi yanlış telaffuz etmesi sonucunda kelimenin mânâ kaybına veya değişimine uğramasıdır.

Dil: (Bkz. Lisan).

Dilaver Paşa Nizamnamesi: [Ottoman coal mine regulations // Osmanische Kohlenbergwerkverordnung]: Ereğli sancağına bağlı, 14 kazadan toplanacak 13-50 yaş arasındaki erkeklerin12'şer gün ocaklarda belirli ücret karşılığı ve/fakat mecburî olarak çalışmalarını öngören 1865 tarihli yönetmelik. 1869 tarihli Maadin Nizamnâmesi; çalışma mecburiyetini kaldırarak kömür işçilerinin iş güvenliğine önem veren hükümler getirmiştir. (Bkz. Osmanlı Sosyal Güvenlik Sistemi).

Dilekçe (Arzuhal; İstida): [Petition; Application // Bewerbungsschreiben]: Bir istek veya şikayetin, ilgili (üst) makama veya resmî bir daireye bildirilmesi maksadıyla, tarih ve imza içeren bir mektup.

Dilenci Belgesi (Dilenci Tezkeresi): [Begging certificate // Bettelpass]: Muhtaç bir kişinin, resmî müsaadeli olarak dilencilik yapabilmesi için, kendisine verilen yazılı bir ruhsatnâme.

Dilenci Defteri: [Beggar book // Bettlerbuch]: Osmanlı Devletinde, İslâm şeriatına göre dilenmesi mâzur görülen ve ellerine dilenci tezkeresi verilen acezenin isimlerinin kaydedildiği defter.

Dilenci İratçısı: [Someone who organizes begging and exploits beggars // Jemand der Bettlerei organisiert und Bettler ausbeutet]: Evsiz barksız, fakir ve sahipsiz insanları, dilencilik yapmaya zorlayan ve bunları sömüren kişi.

Dilenci Kâhyası: [Beggar steward in Ottoman Empire // Bettleraufseher im Osmanischen Reich]: Osmanlı Devletinde, Tanzimat'tan önce dilenciliği kontrol altında tutmak maksadıyla, bir esnaf zümresi olarak kabul edilen İstanbul dilencilerinin başında bulunan kişi.

Dilenci Tezkeresi: (Bkz. Dilenci Belgesi).

Dilenci: [Beggar // Bettler]: Çoğu zaman çalışma gücüne sahip olduğu halde, dilencilik yapmak suretiyle geçimini temin eden, dilenmeyi bir araç olarak kullanan kişi.

Dilencilik Başbuğu: (Bkz. Dilenci Belgesi).

Dilencilik: [Mendicancy; Begging // Bettlerei]: Hukukî bir salahiyeti olmadığı halde ve hiçbir iş, emek ve menfaat mukabili olmaksızın başkalarından para ve sair maddî yardım isteme.

Din Antropolojisi: (Bkz. Antropoloji Türleri).

Din Devleti: (Bkz. Dine Dayalı Devlet).

Din Etnolojisi: [Ethnology of religion // Religionsethnologie]: Kavimlerin-milletlerin dinî kültürlerini karşılaştırmalı olarak araştıran, birbirleri arasında karşılıklı olarak meydana gelen tesirleri-münasebetleri inceleyen bir disiplindir. (Bkz. Etnoloji).

Din Felsefesi: [Religion philosophy // Religionsphilosophie]: Dinler üzerinde fikir yürüterek, inançlar hakkında farklı düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlamayı öngören disiplin.

Din Folkloru: [Folklore of religion // Religionsfolklore]: Yaratılış, dünya ve ahiret, cennet ve cehennem, günahlar ve sevaplar, büyüler ve okutmalar, dualar ve beddualar temaları hakkında halk arasında söylenegelen sözler, inançlar, dinî âdet ve gelenekler.

Din Kurumu: [Institution of religion // Religion als Anstalt]: İnsanın, Yaratan ile mânevî bir bağ kurma ihtiyacını karşıladığı ve bunun genelde dua, zikir ve ibadet gibi formlarla ifade edildiği kurum.

Din Psikolojisi: [Psychology of religion // Religionspsychologie]: Dinin, fert üzerinde ve duygularındaki etkileri inceleyen bilim dalıdır. // Kişilerin dinî tutum ve davranışlarını konu alan ruh bilim dalıdır.

Din Sosyolojisi: [Sociology of religion // Religionssoziologie]: Dinî hayatı, toplum açısından ele alan disiplin. // Dinlerin ve inançların toplum hayatı üzerindeki etkilerini araştıran bir bilim dalıdır.

Din(ler)e Destek Veren Devlet: [State that supports religion(s) // Staat, der Religion(en) unterstützt]: Dinî hükümlere göre idare edilsin veya edilmesin, belirli bir dine veya bütün dinî cemaatlere ve mezheplere çeşitli şekillerde destek veren demokratik-tarafsız- (laik) bir devlet model...

Dinamik Psikoloji: [Dynamic psychology // Dynamische Psychologie]: İnsanın iç hasletlerinden kaynaklanan davranışları ele alan, hüküm ve değerlendirmelerde davranışların gerçek sebeplerini araştıran psikoloji dalı.

Dinamik Yaşlılık Aylığı: [Dynamic pension // Dynamische Altersrente]: Emeklilik aylığının, sosyal sigortalı olarak çalışanların brüt ücret ve maaşlarının artışına endeksli olarak düzenlenmesini öngören bir model.

Dinamik: [Dynamic // Dynamisch]: Hareketli, canlı, sürekli hareket halinde bulunan kuvvet ve kudret özelliği olan.

Dindarlık: [Religiousness // Religiositaet]: Yaratana kulluk (iman ve ibadet), yaratılana şefkat ve saygı, hiçbir canlının hakkını ihlal etmeden, hiçbir kalbi incitmeden hak ve istikamet (doğruluk) üzere erdemli, edepli, şahsiyetli ve iffetli bir hayat sürdürmektir.

Dine Dayalı Devlet (Teokratik Devlet; Din Devleti): [Theocratic state // Theokratischer Staat]: Dinî hükümlerin geçerli olduğu devlet modelidir. // Din devletinde devlet, herhangi bir mukaddes kitap (örn. İncil; Kuran) ve buna bağlı diğer yardımcı kaynaklar (örn. Sünnet) ve normlar (icma, kıyas) içerisinde yönetilir.

Dinî Gelenek: [Ritual // Ritual; Religiöse Sitte]: Dinî yönü olan veya kültürel yönden önemli dinî fikirler ihtiva eden töre, adet ve gelenek (Örn. Ayin; Dinî merasim; mevlid vb.).

Dinleme: [Pay attention to; Listen to // Zuhören]: Sosyal ahlâk ve terbiyenin temel taşlarından olan dinleme, konuşanı, konuşmak isteyeni, konuşma ihtiyacı olanının sözlerine, gerekli olmadığı müddetçe ona müdahale etmeksizin, dikkatlice kulak verip, söylediklerine ehemmiyet vermektir.

Dinlenme (İstirahat): [Recovery; Recreation; Relaxation // Erholung; Entspannung]: İnsanın, fizikî ve psikolojik yorgunluğunu giderebilmesi ve rahatlaması-gevşemesi için, ihtiyaç duyduğu ve genelde boş zamanında gerçekleştirdiği değişik istirahat türleri.

Dinler Tarihi: [History of religions // Geschichte der Religionen]: Tarih boyunca din adına ortaya çıkan akımları-hareketleri araştıran bilim dalıdır.

Direnç (Mukavemet; Rezistans): [Resistance; Endurance // Resistenz; Widerstand]: Psikoterapide kişinin geçmişte yaşadığı önemli hadiseleri hatırlayamaması veya kendisine kaygı veren konuları konuşmak istememesi durumu.

Diş Kirası: [Gift or money for poor guests in Ottoman Empire // Geldleistung für arme Gaeste im Osmanischen Reich ]: Ramazan ayında, iftar açmak için eve davet edilen, genelde gelir düzeyi düşük fakir misafirlere verilen para.

Diyalektik Materyalizm: (Bkz. Materyalizm Türleri).

Diyalektik: [Dialectic(s) // Dialektik]: “İspatlama sanatı” olarak tanımlanabilen diyalektik, hakikati-doğruyu bulmak maksadıyla ortaya atılan fikirleri incelemek, tartışmak ve değerlendirmektir. // Fikrî görüşlerin doğruluğunu ispatlamak açısından, akıl yürütmeyi, mantıkî düşünmeyi önemseyen felsefî doktrin.

Dizisel Monogami: (Bkz. Seri Halinde Tek Eşlilik).

Dogma: [Dogma // Dogma]: Yunanca’da gelen bu kelime, akide, nas, inanç-öğreti ile ilgili söz-kaide, yani inanılan, itikat edilen ve kişiyi mutlak manada bağlayan kesin bir dini esas-hüküm anlamına gelir.

Dogmatik Determinizm: (Bkz. Determinizm).

Dogmatik Teoloji: (Bkz. Teoloji).

Dogmatik: [Dogmatic // Dogmatisch]: Tecrübe bilgisine ve genel olarak tecrübeye (deneye) dayanan delilleri inkar ederek, kanaat ve düşüncelerini, inanç doktrinlerinden-teorilerinden çıkaran düşünce biçimi.

Dogmatizm (Nasscılık): [Dogmatism // Dogmatismus]: Bir görüşü-doktrini, yeterince tetkik-inceleme yapmaksızın ve eleştiri kabul etmeksizin, kayıtsız-şartsız olarak körü körüne savunma. // Doğruluğu, münakaşa edilmeden ve tartışılmadan kabul edilen bilgi ve inanç. //

Doğrudan Demokrasi: [Direct democracy // Direkte Demokratie; Basisdemeokratie]: Dolaysız demokrasi.

Doğruluk (Savâb): [Honesty // Ehrlichkeit]: İnsanın, söz ve davranışlarıyla niyet ve inancında doğru, dürüst ve iyilikten yana olması.

Doğruluk Değeri (Payı): [Truth Values // Wahrheitsgrad]: İleri sürülen teklifin, tezin veya ifadenin hakikatin gerçeğin kemiyeti (niceliği) ve keyfiyeti (kalitesi; niteliği) ile çakışma derecesinin seviyesi.

Doğu Bilim: (Bkz. Oryantalizm).

Doğum Âdetleri: [Birth customs // Geburtssitten]: Doğum ile ilgili olarak zamanla ortaya çıkan tutum ve davranışların bütünüdür.

Doğum İzni: (Bkz. Analık İzni).

Doğum Kontrolü: [Birth control // Geburtskontrolle]: Cinsel İlişkide, kadının gebe kalmasını önlemeye yönelik tedbirlerin bütünüdür (Bu tanıma göre, gebelik kontrolü ile eş anlamlıdır). // Gebeliği önleyici tedbirlerle birlikte kürtaj ve isteyerek çocuk düşürmeyi kapsayan tedbirlerin bütünüdür.

Doğum Oranı (Fertilite): [Birth rate // Geburtsrate]: Herhangi bir sosyal grup veya genel olarak toplum nüfusunda, belli bir yıl içinde gerçekleşen canlı doğum sayısının, o andaki nüfus sayısına oranı.

Doğum Parası: (Bkz. Analık Parası).

Doğum: [Birth // Geburt]: Bir canlının annesinin vücudundan ayrılarak, bağımsız bir biyolojik varlık hâline gelmesi. // Bir kadının, dünyaya bir çocuk doğurması.

Doğurganlık Oranı: [Medium fertility rate of women // Durchschnittliche Geburtsrate der Frauen]: Herhangi bir ülkedeki kadınların, hayatı boyunca dünyaya getirdikleri ortalama çocuk sayısı.

Doğurganlık: [Fertility rate // Geburtsrate]: Bir kadından, doğurganlık döneminde doğan çocukların sayısı.

Doğuşta Yaşam Beklentisi: (Bkz. Ortalama Ömür).

Doğuştan Gelen Statü: [Ascribed status // Zugeschriebener Status]: Toplumda sahip olduğumuz ve doğuştan gelen ve hiç değişmeyen statü.

Doktrin: [Doctrine // Doktrin]: Siyasî öğreti veya bir felsefenin-dünya görüşünün temel esasları. // Hükümetin veya siyasî bir birliğin belirli bir konu hakkındaki beyânları ve temel görüşleri.

Dostluk: (Bkz. Arkadaşlık).

Down Sendromu: [Down’s Syndrome // Down’s Syndrome]: Fert, 21. gen dizisinde fazladan bir kromozomla doğunca, ortaya çıkan zekâ geriliği. Daha önceleri, bu kişilerin görünümünden dolayı bu hastalığa “mongolizm” adı verildi.

Doyumsuzluk: [Dissaticfaction // Nicht-Saettigung]-Elindeki ile yetinmemek, o şeyden ne kadar yararlanırsa yararlansın onunla yetinmemek.

Dönemsel İşsizlik: (Bkz. İşsizlik Türleri).

Dönen Grevler: (Bkz. Grev Türleri).

Dramacı Yaklaşım: [Dramaturgical approach // Dramaturgische Sicht]: Sunî ve yapmacık tutum ve davranışlarla, günlük tabiî tutum ve davranışları karşılaştıran dramaturjik model.

Dramaturjik Model: (Bkz. Dramacı Yaklaşım).

Dual Ekonomi:. [Dual economy // Dualwirtschaft]: Birden çok klâsik ve modern sektöre-üretim tarzına ait hususiyetleri ihtiva eden şekil ve münasebetlere sahip sosyal yapı.

Dual Mesleki Eğitim (İkili Mesleki Eğitim): [Dual vocational education // Duale Berufsausbildung]: Meslekî eğitimin, hem nazari (teorik), hem de pratik olarak verilmesidir.

Dualizm: [Dualism // Dualismus]: Birbirine irca edilemeyen (geri döndürülemeyen) iki prensibin veya iki cevherin mevcudiyetine inanılan her sistem.

Dul ve Yetim Aylığı: [Widow’s and orphan’s pension; Survivors’ benefits; Dependents benefits // Witwen- und Waisenrente; Hinterbliebenenrente]: Hizmet süresi belirli bir yılı doldurmuş olan memurlardan ölenlerin, görev dolayısıyla ölenlerin veya emekli, âdi malullük veya vazife malullüğü aylığı almakta iken ölenlerin dul ve yetimlerine (karı-koca, çocuklar, ana-baba) emekli sandığı tarafından ödenen aylıktır.

Dumping: Eldeki mal fazlasının eritilmesi yahut rakip işletmelerin pazar dışına itilerek, piyasada tekelci bir konuma gelmek maksadıyla bir malın piyasada marjinal maliyetinin altında bir fiyatla satılması.

Durgun Toplum: [Stationary-stagnant society // Regungslose-stagnierende-stille Gesellschaft]: Kültürel yapısı çok değişmeyen toplum.

Duyarlılık (Hassasiyet) Eğitimi: [Sensitive Education // Sensibilitaetserziehung]: Yöneticilerin başkalarının duygularını, tepkilerini ve kendi üzerlerindeki etkilerini anlamalarına fırsat veren, kişiler arası ve grup içi münasebetlerin daha üretici ve tatmin edici olması yönünde idarecilerin becerilerini artırmalarına katkıda bulunan bir eğitim yöntemidir.

Duyarlılık (Hassasiyet): [Sensibility; Sensitivity // Sensibilitaet]: Belirli bir yönde veya genel olarak duyumları ve duyguları algılayabilme kabiliyeti.

Duyarsızlaştırma: [To make insensitivity // Gefühlslos machen]: Fertlerin baskı, kültür emperyalizmi, asimilasyon veya kitle iletişim araçları yoluyla, davranış, münasebet ve değerlerle olan bağlantılarının koparılması veya zayıflatılması.

Duygu (His): [Emotion; Feeling // Gefühl; Rührung]: Fikirleri ve tefekkürleri besleyen meleke. // Heyecan (afekt) kadar güçlü olmayan ve/fakat yine de etkisini az veya çok gösteren, akıl tarafından çoğu zaman kontrol edilemeyen histir.

Duygulu İnsan: [Feeler // Gefühlsmensch]: Myers ve Briggs’in târif ettiği psikolojik bir insan tipidir. Buna göre duygulu bir insan, bir nesnenin-konunun sübjektif değerini bilen bir kişidir.

Duygusal Çöküntü Psikozu : [Depressive psychosis // Depressive Psychose]: Stres veya acı bir hadise sonucunda ortaya çıkan şiddetli ve uzun süre devam eden bir hüzün, keder ve yas hali.

Duygusal İlişkiler (Hissi Münasebetler): [Emotional relations // Emotionelle Beziehungen]: Çoğu zaman belirgin bir düzeyden sonra olumlu veya olumsuz yönde gelişen, dahilî yönelişlerin dışa vurması neticesinde kişiler arasında yoğun olarak yaşanan etkileşimler ve hissî tepkiler.

Duygusal Tarafsızlık: [Emotional neutrality // Emotionelle Neutralitaet]: Duyguların sınırlandırılmasını gerektiren rol davranışı.

Duygusal Tıkanma: [Emotional blocking // Emotionelle Blockierung]: İç dünyamızdaki çatışmalar yüzünden, sinir ve kas tepkilerinin durması veya düşünce zincirinin kopması durumu.

Duygusal Uyum: [Emotional adaptation // Gefühlsanpassung]: Sağduyulu ve şuurlu davranmayı müsaade eden sağlıklı halet-i ruhiye.

Duygusal Uyumsuzluk: (Bkz. Afekt).

Duygusal Yakınlık (Tefani): [Affiliation; Affection // Affiliation (Eingliederung in eine Gemeinschaft); Zuneigung]: Sosyal boyutuyla duygusal yakınlık, bir kişinin topluma kazandırılması maksadıyla, o kişiye içten gösterilen samimi yaklaşımdır.

Duygusal Yalnızlık: [Emotional loneliness // Emotionelle Einsamkeit]: Çocuklara, ebeveynin ilgi ve sevgi göstermemesi sonucunda çocuğun iç dünyasına çöken bir gariplik, yalnızlık ve durgunluk duygusu.

Duygusallık (Hislilik): [Emotionality; Sentimentality // Emotionalitaet; Sentimentalitaet]: Duyguya bağlı olarak veya hissî sebeplerden dolayı ortaya çıkan hassas, nazik ve ince tutum ve davranışlardır.

Duygusuzluk: (Bkz. Apati).

Duyu (Hasse): [Sense // Sinn]: Dış çevreden ya da kişinin iç dünyasından gelen etkilerin, belli sinir yollarından geçerek beyinde duyulması hadisesi.

Duyum (İhsas, Hissetme; Duyma; Seziş): [Sensation // Sensation; Sinnesempfindung]: Çeşitli iç ve dış duyularla (duyu organları ile) algılanan (idrak edilen) ses, tat, koku vb. duyguların varlığından bilgi alma ve bunu zihninde-gönlünde değerlendirme faaliyetlerinin bütünüdür. (Bkz. Feraset; Duyu; Duyarlılık; İlham; Basiret).

Duyum Ötesi Algı (Metafizik İdrak): [Metaphysics perception-comprehension // Hellsichtigkeit; Hellsehen]: Para-Psikolojinin ilgi alanlarından olan metafizik idrak, somut hissî ip uçları almaksızın, bilinen dünyevi iç ve dış duyumlara gerek duymaksızın, çeşitli bilgilerin, insan tarafından algılanması ve kullanılmasıdır.

Duyumculuk (Duyguculuk; Sansualizm): [Sensualism // Sensualismus]: İdrak edebilmenin sırrının, sadece duyumlarda olduğunu ileri süren felsefe doktrini. // Bilginin kökü veya vasıtası olarak duyumu kabul eden, aklî prensiplerle, bütün fikirlerin duyularla elde edilebileceğini savunan materyalist ampirizm.

Duyumsamazlık: (Bkz. Apati).

Duyuşsal Öğrenme Teorileri: (Bkz. Öğrenme Teorileri).

Düello: [Duel // Duell]: Latince “duellum” kelimesinden türeyen düello, “ikili mücadele” ve “savaş” anlamlarına gelmektedir. // Geçmişi, eski zamanlara kadar dayanmakla birlikte, 19. asra kadar devam ede gelmiş Avrupa geleneklerinden olan düello, bir erkeğin, her ne suretle olursa olsun, kendisine tahkir eden veya hoşuna gitmeyecek bir söz söyleyen aynı sosyal statüdeki bir erkeği, 4 şahidin huzurunda (her düellocu, yanında iki şahit getirerek) çoğu zaman ölümle sonuçlanan kılıç çekmeye veya silahla ateş etmeye davet etmesidir.

Dünürlük: [Affinity // Durch Heirat enstandene Verwandschaft]: Evlilikte eşlerden biri ile diğerinin kan yakınlıkları arasında kurulan yakınlık (akrabalık) münasebeti.

Dünya (yeryüzü) Vatandaşları: (Bkz. Küresel Gruplar).

Dünya Bankası (Uluslar Arası İmar ve Kalkınma Bankası): [World Bank; International Bank for Reconstruction and Development; (IBRD) // Weltbank; International Bank für Wiederaufbau und Entwicklung]: 1944’te Bretton Woods Konferansları sırasında IMF ile birlikte BM çatısı altında özerk ve özel bir statü ile kurulmasına karar verilerek, 1946’da faaliyete geçen, gayesi üye ülkelerin imar ve kalkınmaları için sermaye yatırımlarını yönlendirmek ve özendirmek olan; üye ülkelerin oy hakkı ile sermayesine katkı oranlarının, dünya ticaretindeki paylarıyla belirlendiği çok yönlü uluslar arası bir finans kuruluşudur.

Dünya Görüşü: [World view // Weltanschauung]: Kainata, toplu bir bakış. // Bir insanın hayatının bütünü, toplumun bütün kurumları ve kâinat ile ilgili küllî görüşleri.

Dünya İşçi Konfederasyonu: [World Confederation of Labor (WCL) // Föderation der Weltarbeiter]: “Uluslar Arası Hıristiyan Sendikalar Konfederasyonu” nun bir devamı olarak, Dünya Sendikalar Federasyonuna alternatif olarak 1968 yılında ortaya çıkan uluslar arası bir işçi örgütüdür.

Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu: [World Federation of Trade Unions (WFTU) // Föderation der Weltgewerkschaften]: 1945 yılında Paris’te kurulan uluslar arası bir işçi sendikası birliğidir. // Uluslararası işçi kuruluşu olan WFTU, ülke sendikaları ve işçi sınıfı arasında dayanışma oluşturmak amacı ile 1945 yılında elli dört ülke sendikasının bir araya gelmesi sonucunda kurulmuştur.

Dünya Kültürü: [World culture // Weltkultur]: Umumi manası ile insan toplumlarının ve ülkelerin birbirleriyle kültürel yönden etkileşim altında kalarak, tarihi seyir içinde daha ileriye doğru gelişmesi, yani tekemmülleşmesi ile beraber dünyada ortaya çıkan müşterek ve evrensel değerlerin bütünüdür. (Bkz. İnsan Hakları).

Dürtü (Muharrik): [Drive // Trieb]: Varlıkların, hayatlarını sağlayan, fizyolojik, nefsanî, ruhî, bedenî ihtiyaçlarını (açlık, susuzluk, temizlik vb.) gidermek üzere, çeşitli tutum, davranışları harekete geçiren bir iç güç. (Bkz. Güdü).

Dürüstlük: [Correctness; Sincerity; Validity // Ehrlichkeit]: Sözünde, tutum ve davranışlarında doğruluktan ayrılmama , her türlü kötülükten uzak durma, sosyal ahlak esaslarını tatbik etme halidir.

Düstur: (Bkz. Kaide).

Düş Analizi: (Bkz. Rüya Tabiri).

Düşkünler Yurdu: (Bkz. Dâru’l- Aceze).

Düşmanca Saldırganlık: [Hostile aggressiveness // Feindselige Aggressivitaet]: Adam öldürme, insana zarar verme gibi genel olarak toplumda benimsenmemiş sosyal kaideleri çiğneyen bir saldırganlık türüdür. (Bkz. Zulüm; Husumet; Saldırganlık).

Düşmanlık: (Bkz. Husumet).

Düşük Ücret Politikası: [Low wages policy // Niedriglohnpolitik]: Özellikle iktisadî durgunluk ve gerileme dönemlerinde artan işsizliğin önüne geçebilmek için, çalışanlara düşük ücret verilmesini, ücretlerin denetim altına alınmasını ve ücretlerin yükselme eğilimlerini sınırlayan tedbirlerin alınmasını savunan görüş.

Düşünce (Fikir; Mütalaa; Mülahaza): [Thought; Idea // Denkvermögen; Idee]: İyice düşünüp, bir işin hakikatini düşünmek. // Meselenin neden ibaret olduğunu tespit ettikten sonra lazım gelen tedbirleri sükunetle almak.

Düşünceye Dayanan Öğrenme: Learning based on thought // Auf Denkvermögen basierendes Lernen]: Konuları ezberlemekten ziyâde, problemin çözümünde yararlı olabilecek bilgi ve becerileri elde etmeye dayanan bir eğitim ve öğretim sistemi.

Düşünen Kişi: [Thinking person // Denkender Mensch]: Myers ve Briggs’in, nesnelerin mânâsını anlayan kişiler için kullandıkları psikolojik bir insan tipidir.

Düzeltme: [Correction // Korrektur]: Eksiklikleri tamamlama ve yanlışları doğrulama işi.

Düzen Güdüsü: (Bkz. Güdü Türleri).

Düzen: (Bkz. Nizam).

Google

İnternetten Online Sipariş Vermek İçin Tıklayın